Batılı diplomatların gözünden Kılıçdaroğlu
Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Kurultayı’ndaki performansını değerlendirenler arasında elbet de kurultayı izleyen yabancı diplomatlar da vardı. CHP Lideri’ni nasıl buluyorlar? İktidar şansı tanıyorlar mı? Gözlemlerine güvendiğim birkaç diplomata sordum. Aldığım cevaplar hemen hemen aynıydı: “Kılıçdaroğlu, kurultay konuşmasında herhangi bir vizyon sunmadı, başta Kürt sorunu olmak üzere Türkiye’nin en ağır meselelerini teğet geçti. Ekonominin en kırılgan noktalarından biri olan cari açık konusunu boşladı. Bol bol popülizm yaptı. Bu haliyle CHP’nin oylarını yükseltme şansı yok. Ve AK Parti’nin yeniden tek başına iktidar olması banko.”
Türkiye ile ilişkiler konusundaki hesaplar, üçüncü AK Parti dönemi üzerinden kuruluyor. Özellikle Amerika açısından en hayati mesele İran. Türkiye’yi artık net biçimde kendi saflarında görmek istiyor. İran’a ek yaptırımlara evet diyen Çin ve Rusya’nın ardından Türkiye’nin farklı telden çalmasına Obama yönetiminin sabrı gittikçe tükeniyor. Gerçi tükenince ne yapacak? Amerika gayet iyi biliyor ki Ermeni tasarısı kongreden geçecek olsa (ki aldığımız duyumlara göre Ermeni lobisinin tüm çabalarına karşın bugün oylanma ihtimali son derece düşük; zira kongrenin gündeminde Rusya ile nükleer silahların karşılıklı azaltılmasına ilişkin START anlaşmasının imzalanması gibi çok daha önemli maddeler var) Türkiye’den ziyade kendisi büyük zarar görecek.
“Obama’nın savaşı” olarak bilinen Afganistan’da Taliban ve El Kaide güçlerine karşı verilen mücadelede Türkiye hem askeri/lojistik hem de diplomatik anlamda kritik rol oynamaya devam ediyor. ABD Başkanı’nın geçtiğimiz gün Başbakan Tayyip Erdoğan’ı arayıp Wikileaks sitesinde yayınlanan ABD’li diplomatların yazdıkları kriptolardaki ifadelerle ilgili özür dilemesi boşuna değil.
Kılıçdaroğlu’na dönecek olursak, kendisiyle bire bir görüşen diplomatlar CHP Lideri’ni aşırı ihtiyatlı, hatta soğuk ve tutuk bulduklarını söylüyor. Ben de onların CHP liderini ve partisini hafife alma reflekslerini oldukça yüzeysel ve aceleci buluyorum. Kılıçdaroğlu’nun geçmişi incelendiğinde bu tavırlarının şaşırtıcı olmadığı görülür. Tuncelili yoksul bir Alevi aileden sıyrılıp zekâsı ve çalışkanlığı sayesinde bürokrasiye kapağı atmış. Maliye Bakanlığı’nda yıllarca çalıştıktan sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda müsteşar yardımcılığına kadar yükselmiş. Tayyip Erdoğan’ın aksine sistemle çarpışarak değil bir “öteki” olarak her daim sisteme uyarak, dengeleri gözeterek kendisini var ettiği anlaşılıyor.
Dış dünya ile bir yıllık Fransa tecrübesi dışında pek bir irtibatı olmamış, muhtemelen bol bol komplo teorilerinin üretildiği, Amerika’nın şeytanlaştırıldığı dış dünyaya kapalı ama dünya hakkında müthiş fikirlerin üretildiği bir iklimi solumuş yıllarca. Yeni konumu ve ekibiyle birlikte bunları aşacaktır. İdeolojiden ziyade evrensel değerlerin gittikçe ön plana çıktığı modern toplumlarda Kılıçdaroğlu’nun “temiz” sicili en büyük kozlarından biri. Entrikalarıyla Bizans’ı dahi sollayan bir partide başkanlığa gelip kendi damgasını vurması, Kılıçdaroğlu’nun hiç de kolay bir lokma olmadığının ispatı. Diyeceksiniz ki Deniz Baykal’ın seks kaseti patlamasaydı asla başa geçemezdi. Doğru. Ama Abdullah Gül, Necmettin Erbakan’a bayrak açmasaydı Tayyip Erdoğan da belki tek başına AK Parti’yi kurup iktidara gelemezdi. Kaldı ki AK Parti’yi 2002 yılında iktidara taşıyan başlıca etken, diğer partilerin halk nezdinde tükenmiş olmasında yatıyordu. Yeni doğan AK Parti, Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanlığı’nda sergilediği üstün becerileri dışında kocaman bir soru işaretiydi. AK Parti’nin 2007 seçimlerindeki galibiyeti ise hem kendi performansı hem de muhalefetin zayıflığı ve ordu ile yargının siyasette müdahalelerinden kaynaklanıyordu.
Bir önceki yazımda belirttiğim gibi Kılıçdaroğlu’nun stratejisi, sanki dokuz yıllık AK Parti iktidarına şu veya bu nedenden tepki duyanların oylarını toplamak. Referandumda “Hayır” diyen seçmen kitlesine dikti gözünü. Hatırlarsanız “Hayır” diyen birçok vatandaş, referanduma sunulan paketin içeriğini pek kavramış değildi. Sırf AK Parti’ye karşı duydukları alerjiden ötürü “Hayır” demiştiler. Kılıçdaroğlu ile görüşen Batılı diplomatlar, CHP Lideri’nin yolsuzluk iddialarını seçim kampanyasının merkezine oturtacağını tahmin ediyorlar. Türk demokrasisinin sağlığı açısından Kılıçdaroğlu’nun güçlü ve inandırıcı bir muhalefet lideri olması, AK Parti dahil hepimizin hayrına.