Ortadoğu'da deprem
Ortadoğu’da Tunus diktatörü Ben Ali’nin kitlesel ayaklanmalar sonucunda devrilmesinin ardından isyan ateşi şimdi de Arap dünyasının en önemli ve en yoğun nüfusuna sahip ülkesi Mısır ile Yemen’e sıçradı. Son üç gündür Mısır’da halk sokağa dökülmüş, 30 yıldır iktidarı elinde tutan Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’in koltuğunu bırakması için direniyor.
Ellerinde Tunus ve Mısır bayrakları sallayan binlerce Mısırlı, polis ve askere direniyor. Son bilançoya göre en az üç sivil hayatını yitirdi, yüzlerce kişi ise gözaltına alındı. Yemen’de ise halk, Amerika’nın baş müttefiklerinden Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in gitmesi için bastırıyor.
Mısır’daki olayların, yıllardır muhalefet görevini üstlenen Müslüman Kardeşler tarafından değil spontan bir halk hareketi tarafından örgütlenmiş olması, Mübarek’in Batılı müttefiklerini hazırlıksız yakaladı. 1972’de canı pahasına Amerika himayesinde İsrail’le barış imzalayan Enver Sedat’ın ardından Mısır bölgede “istikrarın” mihenk taşlarındandı.
İsrail ile kerhen de olsa diplomatik ilişkiler kurması ve artık savaşa yeltenmemesi karşılığında Mübarek yönetimindeki Mısır, Amerika’dan her yıl milyarlarca dolar yardım alıyordu. Buna karşın Mısır, Arap dünyasının en köklü medeniyeti, Arap kültürünün beşiği olmasına rağmen bir türlü kalkınamadı. Durduğu yerde saydı. Arap coğrafyasının liderliği sözde kaldı.
Sokağa dökülen halk, Mübarek’in demir yumruklu yönetimine başkaldırdığı kadar işsizliğe, yoksulluğa da yeter diyordu. Eylül ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oğlunu iktidara hazırlayan Mübarek’in hesapları altüst oldu.
Mısır’daki Müslüman Kardeşler’in de içinde bulunduğu muhalefet güçlerinin önderliğine soyunan eski Uluslararası Atom Enerji Kurumu Başkanı Mısırlı Profesör Muhammed El Baradey, ülkesine dönmeye hazırlanırken Mısır’daki patlamanın “sürpriz” niteliğinde olduğunu itiraf etti. Yemen’de sokağa dökülen kitleler ise benzer şekilde Tunus’tan ilham aldıklarını söylerken artan fiyatlar ve işsizlikten yakınıyorlardı. Ve yine Salih’in, iktidarı oğluna devretme planlarına karşı direniyorlardı.
Yemen’de zaten istikrarsızlık diz boyu. Güney’de bölücü güçler orduyla çarpışırken, Kuzey’de Şiiler ayaklanmış vaziyette. Aynı zamanda Yemen bir tür El Kaide üssü haline gelmiş. Dolayısıyla Washington, Salih’e askeri yardım ve para akıtıp duruyordu.
Ortadoğu’daki ateş, diğer baskıcı rejimleri de titretiyordur. Suudi Arabistan’daki her türlü rezalete bulaşmış kraliyet ailesinden tutun, Libya’da iktidarı Mübarek’ten de uzun yıllar gasp etmiş olan Kaddafi, teyakkuz durumundadırlar. İran’da geçen yıl muhalefeti kanlı şekilde bastıran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad da pek huzurlu olmasa gerek. Ya yıllardır Mısır’ın uslu durmasına alışmış İsrail?
“Irak’a demokrasi getireceğiz” diye komşumuzu kana bulayan ABD, acaba bu durumda ne yapacak?
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, “ABD’nin sarsılmaz dostu olan Mısır hükümetinin istikrarını koruduğunu” açıkladı. Yani mühim olan “demokrasi” değil “istikrar”. “İstikrar” uğruna yıllarca en despot rejimleri destekleyerek kendisine milyonlarca düşman üreten ABD, Saddam yönetimindeki “istikrarı” neden bozdu acaba?
Başarısız Kuveyt işgalinin ardından dişleri sökülmüş yaşlı bir aslan haline dönen Saddam yönetimindeki Irak demokratik değildi ama “istikrarlıydı”. Kitlesel imha silahları filan da ürettiği yoktu. Ortadoğu’da devrimden bahsetmek için henüz erken. Kaldı ki devrimler ille de demokrasi getirmiyor. Bunun en canlı örneği İran.
İşte Türkiye’nin farkı burada. Ülkemizde demokrasinin tohumları Atatürk devrimiyle atıldı. Evet demokrasinin oturması yıllar aldı ama çok şükür geriye dönüş söz konusu değil. Böyle hayalleri olanlar, Ortadoğu’daki olup bitenlere baksınlar. Bugünkü dünyada zulmün, hırsızlığın artık mutlak bedeli var. Er veya geç...