Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        MISIR’daki tarihi halk ayaklanması sürerken dünyanın farklı yerlerinde aynı soruyu soruluyor. Bunun en son örneği 5 Şubat’ta The New York Times Gazetesi’nde Landon Thomas Jr. imzalı “In Turkey’s Example Some See Map for Egypt” (Bazıları Türkiye Örneğinde Mısır İçin Yol Haritası Görüyor) isimli makalesi. Thomas, İslam, demokrasi ve güçlü ekonomiyi bir arada barındıran bir modeli Ortadoğu için uzun yıllardır “imkânsız bir hayal” olarak tanımlarken Türkiye’nin bu imkânsızı başarmaya yakın olan tek ülke olduğuna işaret ediyor.

        Ve Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki AK Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte Türk ekonomisinin güçlenmesi ve AB endeksli reformlar sayesinde Türkiye’nin Arap dünyasının en çok özendiği ülke haline geldiğinin altını çiziyor. Mısır’dan farklı olarak Türk generallerinin iktidarı sivillere çabukça iade ettiğini de hatırlatarak önemli bir noktaya değiniyor. Erdoğan’ı da bölgenin “belki de etkin lideri” olarak tarif edip makalesini noktalıyor.

        Cumhuriyet’in erken döneminde dini baskılayarak başlayan Türkiye’deki modernleşme süreci, AK Parti döneminde sistemin İslam’la barışmasıyla birlikte Müslüman coğrafyası için de örnek teşkil ediyor.

        Amerikan Başkanı Barack Obama’nın arka arkaya Erdoğan’ı aramasından anlıyoruz ki krize hazırlıksız yakalanan Washington’da da Başbakan’ın görüşlerine başvurma ihtiyacı hissediliyor. Erdoğan’ın ve Türkiye’nin Ortadoğu coğrafyasında artan etkinliğini Lübnan’da olsun, Irak’ta biraz olsun kendim de ölçme fırsatı buldum. Bunun en canlı örneğine Başbakan’ın son Kuveyt ve Katar gezisinde şahit oldum.

        Hatırlarsanız ocak ayında gerçekleşen gezinin Kuveyt ayağında Kuveyt’in İHH’sı olarak tarif edebileceğimiz “Şeyh Fahad el Ahmed” yardım kuruluşu, Gazze çıkışlarından ötürü Başbakan Erdoğan’a, “İslam Dünyası Mümtaz Şahsiyet Ödülü”nü takdim etti. Erdoğan’ın konuşması gerçekten izlenmeye değerdi. Sosyolojik anlamda Erdoğan’ı rakiplerinin neden bir türlü yenemediği o 15 dakika içersinde anlaşılıveriyordu. Arap dünyasındaki popülaritesi de...

        İmam hatip formasyonunu sonuna kadar kullanan Erdoğan, konuşmasına başlarken öyle bir “Bismillahirrahmanirrahim” dedi ki inanın gözlerim yaşardı, bir an ben de kılıcımı kuşanıp misyonunu bilmediğim bir cihada Erdoğan’ın peşinden gideyim diye düşündüm. Ve garip bir şekilde radikal şeyler söylemesini arzuladım. (İsrail aleyhinde değil, dünyada süren genel zulüm ve adaletsizlik hakkında bir şeyleri kastediyorum.) Seyirciler arasından “Allahu ekber” sesleri yükselirken ben de coşmak istedim. Yani saçmaladım. Neyse ki yine Erdoğan sayesinde konuşmasından alıntıladığım şu sözleriyle kendimize (en azından ben) geldik:

        “Şunu da burada altını çizerek ifade etmek durumundayım... Biz bu coğrafyada hiç kimsenin etnik kökeniyle, diliyle, inancıyla ilgili değiliz. Biz insana insan olarak bakıyoruz, yaradılmışların en şereflisi olarak bakıyoruz, Allah’ın yeryüzündeki halifesi olarak bakıyoruz. Yani nasıl Gazze’deki, Kudüs’teki, Ramallah’taki masumların hakkını, hukukunu kendimize dert ediniyorsak, aynı şekilde Mısır’da ibadet ederken katledilen 22 masum Kıpti’nin de hakkını, hukukunu kendimize dert ediniyoruz.”

        Erdoğan’ın bu sözleri AK Parti’nin değil Türkiye’nin farkını ortaya koyan sözlerdi. Çoğulculuğu, hoşgörüyü, Avrupa Birliği’ne katılmayı kendine hedef koyan, tasavvuf kültüründen beslenen bir İslam’ı baş tacı eden bir Türkiye. Peki Türkiye gerçekten böyle mi? Kıptiler Mısır’da, Tahrir Meydanı’nda Müslüman Kardeşler’le el ele verip “Mübarek defol” diyebiliyorlar. Türkiye’de böyle bir manzara mümkün olur muydu acaba?

        Türkiye’de gayrimüslimler o kadar sindirilmiş ki Ermeniler yıllarca kendi çocuklarına sokakta susmalarını telkin etmiş. Dikkat çekmesinler diye.

        “Erdoğan veya Türkiye, Mısır’a örnek olabilir mi” sorusuna cevap ararken Türkiye’nin başta Kürt meselesi olmak üzere çözemediği derin sorunlara, medya üzerinde artan baskılara, yasadışı dinlemelere da bakmak gerekir. Arap dünyasında Türkiye’nin ekonomik başarısı, artan diplomatik ağırlığı, kapışılan televizyon dizileri ve kot pantolonların etkisi tek başına yeterli mi?

        Kesinlikle hayır! Türkiye’nin tılsımı, demokrasiye doğru ilerlemesinde yatıyor. Batı’nın özellikle 11 Eylül sonrasında iyice sırtını döndüğü Batı değerlerini örnek almasında yatıyor. Erdoğan’ın inkâr edemeyeceğimiz karizması da artı puan. O kadar.

        Diğer Yazılar