Atatürk'ün değeri
DAKKA
SON birkaç gündür baba memleketim Bangladeş’teyim. Başbakan’ı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı ve birçok milletvekilinin kadın olduğu Bangladeş’te. Ne yazık ki Bangladeş’te kadınların güçlü pozisyonlarda bulunması, kadınların en çok da ezildiği ülkelerden biri olması gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Geçtiğimiz günlerde 14 yaşında bir kız çocuğu, Şeriatpur isimli bir köyde yerel şeriat komitesinin verdiği karar neticesinde öldürüldü.
Kızın “suçu”, 40 yaşındaki evli bir adam tarafından iğfal edilmiş olması. Yaşadığı bu “yasak ilişki”den ötürü 80 kez kırbaçlanmaya layık görüldü. Narin bedeni dayanamadı, kız öldü. Her ne kadar laik eğilimli Şeyh Hasina yönetimindeki iktidar, geçtiğimiz yıl bu tür gayri resmi köy mahkemelerini yasadışı ilan etmiş olsa da İslamcı partiler, halkın dini hassasiyetlerini istismar ederek önüne taş koyuyorlar.
Birçok İslam ülkesinde olduğu gibi (Fas, Kuveyt, Afganistan, Pakistan) Bangladeş’te de çokeşlilik azalmakla birlikte halen yasal. Uzmanlara göre Bangladeşli erkeklerin yüzde 10’u çokeşli. Boşuna değil bu fakir ülkede nüfusun (160 milyon) bir türlü aşağıya çekilememesi. Hükümet ne zaman nüfus planlamasıyla ilgili ciddi adımlar atmaya kalksa dinciler sokağa dökülüyor. Bangladeş’te imam nikâhları da geçerli sayılıyor. Bir erkeğin, karısından kurtulmak için “Boş ol” demesi yetiyor.
İslam dinini bahane ederek ataerkil sistemi sürdürmek isteyen örümcek kafalılar, iki yıl önce şeriat hükümlerini miras kanunundan arındırmak üzere sunulan yasa tasarası için aynı şekilde ayaklandılar. Ve hükümet yine geri adım atmak zorunda kaldı. Bu yasalarla annem ve ablamla birlikte iki yıldır boğuşuyoruz. Zira rahmetli babamızın bize bıraktığı mirasın, erkek kardeşimiz olmadığı için yasalara göre amcalarımıza ve erkek kuzenlerimize geçmesi gerekiyor.
Lafı uzatmadan şunu söyleyeyim: Bangladeş mahkemeleri ve tapu dairelerinde geçirdiğimiz her dakika Atatürk’e şükrettik, hâlâ ediyoruz. Ne yazık ki bugünlerde Atatürk’ü övmek, insanın neredeyse Ergenekoncu damgası yemesine neden oluyor.
Atatürk’ü putlaştırmayalım derken şimdi de neredeyse şeytanlaştırmak moda oldu.
Tamam, Türkiye’de kadın hareketi Atatürk öncesinde başladı. Ve kadınlar kendisine bayrak açtığı zaman da evet Atatürk tarafından bastırıldı. Ayrıca Latife Hanım’ı boşama şekli, çifte standart suçlamalarını haklı olarak gündeme getiriyor. Ama ne olursa olsun Atatürk, kadınları yargı önünde eşit kılarak, çokeşliliği yasaklayarak, bizlere oy hakkı tanıyarak, kız çocuklarının eğitimini teşvik ederek o günlerin koşullarına göre Müslüman coğrafyasında bir devrime imza attı.
Ne var ki yasalar yetersiz kalmaya devam ediyor. AK Parti’nin yine devrim niteliğinde kadın haklarını destekleyen yasal düzenlemelerine rağmen kadınların durumu Bangladeş’teki kadar olmasa dahi hiç parlak değil. Bunun en son örneği geçtiğimiz günlerde Ümraniye’de yaşandı. Arzu Yıldırım adında bir kadın, sokak ortasında imam nikâhlı eşi tarafından kurşunlanarak öldürüldü.
Oysa Yıldırım, katledilişinden kısa süre önce ayrılmak istediği eşinin kendisini ölümle tehdit edip dövdüğünü ve hayatının tehlikede olduğunu Ümraniye Cumhuriyet Savcılığı’na bildirmişti. Anlaşılan şikâyetleri ciddiye alınmamış.
Her ne kadar AK Parti, töre cinayetlerinin önünü kesmek adına yasal değişiklikler yapmış olsa dahi yeni mevzuat caydırıcı nitelikte değil. “Namus” bahanesiyle kadınlarımız çatır çatır öldürülmeye devam ediyor. Sadece Müslümanlar tarafından mı? Aralık ayında Süryani bir kız, Müslüman sevdalısıyla evlendi diye erkek kardeşi tarafından yeni kocasıyla birlikte kurşunlanarak can verdi. Önce belirttiğimiz gibi mesele din değil ataerkil kafa yapısı. Bunun değişmesi kısa vadede mümkün görünmüyor.
Bu bağlamda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Birleşmiş Milletler’le birlikte yürüttüğü din görevlilerinin kadına yönelik şiddeti konusunda eğitilmeleri projesi fevkalade önemli. Eğer dini rehberlerimiz bu işin “günah” olduğunu anlatırlarsa zorbalar, kanlı ellerini İslam’ın arkasına sığınarak aklamakta bir hayli zorlanabilirler. Yeter ki iktidar ve diğer devlet aygıtları aynı iradeyi sergilesin. Ümraniye Cumhuriyet Başsavcılığı’nı örnek almasın...