PKK ne istiyor?
ŞAİR Bejan Matur'un geçen hafta yayınlanan "Dağın Ardına Bakmak" isimli kitabının bu soruyu cevaplandırmak gibi bir iddiası yok. Ancak erkek olsun kız olsun PKK'ya katılan binlerce Kürt gencinin ruh halini, örgütle kurduğu bağı özgün ve içtenlikli bir dille anlatıyor Bejan Matur. Bunu başarıyor zira, Bejan onlardan biri. Kürt ve Alevi. Dağda ölen yakınları var. Kendisi de bir yıl PKK davasından suçsuz olduğu halde cezaevinde yattı. İşkence gördü ama kimliğini asla bu mağduriyeti üzerinden kurmadı. Kurmadığı için onu "davayı satmak" ile suçlayanlar, bu kitabi okuyunca en hafifinden mahcubiyet duyacaklardır. Ama Bejan'ın derdi bu değil. Önemli olan dağdakileri anlama cesareti olan her Türk'ün bu kitabı okumasıdır. Çünkü onları anlamadan, "Bu kan neden hâlâ dökülüyor" sorusunun cevabına asla ulaşamazsınız. Ve bu cevaba ulaşmadan da asla barışa hazır olmazsınız.
Köşemin tamamını Bejan'ın kitabına ayırmaya niyetlenirken Reuters haber ajansı, PKK'nın ağustosta ilan ettiği ve seçimlere kadar sürmesi öngörülen "eylemsizlik" kararını sona erdirdiği anonsunu geçti. Ardından PKK'nın kendi açıklaması düştü mail kutuma. Özetle, AK Parti iktidarını Kürtlere verdikleri sözde durmamakla suçlayan PKK, özellikle beş konuda hükümete yükleniyor. 1. PKK'nın eylemsizlik kararına rağmen Türk Silahlı Kuvvetleri'nin operasyonlara devam etmesi. 2. KCK davasında anadilde savunmanın engellenmesi ve davada yargılanan sanıklardan hiçbirinin salınmaması. 3. Abdullah Öcalan'ın hapis koşullarının hafifletilmemiş ve kendisiyle resmi müzakerelere başlanmamış olması. 4. "Her gün toplu mezarların açılmasına rağmen" Adalet ve Hakikatler Ko-misyonu'nun kurulmaması. 5. Yüzde on seçim barajının düşürülmemesi.
"Bu durumda güçlerimiz saldırılar karşısında daha etkili savunacak, fakat saldırmayan, operasyona çıkmayan ve halka yönelmeyen güçlere karşı askeri eylemde bulunmayacaktır. Önümüzdeki sürecin nasıl bir karakter kazanacağı konusunda AKP hükümeti ve devlet güçlerinin yürüteceği politikaların etkili olacağı açıktır" deniyor. Bu muğlak açıklamanın satır aralarından şu anlam çıkıyor. Eğer sıralanan başlıklarda Ak Parti hükümeti herhangi bir adım atmaz ise eğer, PKK eylemleri yeniden başlatabilir.
Abdullah Öcalan'ın yarın gerçekleşmesi öngörülen avukatlarıyla görüşmesinden çıkan mesajlar, PKK'nın bu açıklamasına daha da netlik kazandıracaktır.
Her halükârda hükümetin, örgütün bu taleplerinin hiçbirini seçim öncesinde kabul etmesi mümkün görünmüyor. Peki şu ana kadar aralarında makul sayabileceğimiz kimi talepleri karşılayabilir miydi? KCK davalarında Kürtçe savunmaya neden izin verilmedi? "Siyasi şov yapmalarına izin veremezdik" argümanı bana pek ikna edici gelmiyor. Tam tersine Kürtçe savunmanın yasaklanması, BDP'nin oy hanesine yazıldı. Yüzde on seçim barajına gelince... Batı standartlarında bir demokrasiyle bağdaşmadığı konusunda hemfikir olmamak mümkün değil. Kaldı ki CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu bu konuda hükümete destek vereceğini açıkladı. Ama üçüncü kez tek başına iktidar olmak isteyen ve Türkiye'nin ancak bu durumda yeni bir Anayasa'ya kavuşabileceğini savunan AK Parti'nin, barajı düşürmeye hiç de niyeti yok.
Dahası AK Parti'deki hâkim görüş zaten Kürtlere yeterince taviz verildiği yönünde. "Elimizi verince kolumuzu istiyorlar" duygusu çok yaygın. Mevcut tabloda PKK şiddetini meşru kılan herhangi bir zeminin kalmadığını birçok militan Kürt dahi kabul ediyor. (Kaldı ki şiddetin hiçbir koşulda meşruiyeti olamaz.) Ama talep ettikleri hakların anayasal güvence altına alınmadığı sürece yapılan reformlarda her an geri adım atılabileceği kaygıları da tam gaz sürüyor.
Zaten Bejan'ın da kitabında ifade ettiği gibi dağdakiler, ovadakilere siyaseti teslim ederken onlara pek de güvenmiyorlar. Hatta küçümsüyorlar. Çünkü hayatlarını feda eden dağdakiler. O feda edilen canlar boşa, ucuza gitmesin. Ama unutulmamalı ki karşı taraf da binlerce can verdi. Binlerce asker anası ağladı. Kolu bacağı kopmuş, gözünü kaybetmiş binlerce gazimiz var. Ya onların beklentileri, talepleri, hakları, acıları? Ceset sayarak siyaset muhasebesi yapma dönemi artık kapanmalıdır. Cana biçilen fiyat üzerinden yürütülen siyasetin asla sonu gelmez. Kirlidir. Her sönen canla birlikte karşılıklı olarak çıtalar yükseltiliyor. Nereye kadar?