Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ÖNCEKİ gün sağduyusuna ve objektifliğine çok inandığım bir dostumla Ergenekon operasyonunun Odatv ile başlayan medyaya yönelik gözaltıları tartışırken bana, "Liberal kesimden biri gözaltına alınırsa esas o zaman kaygılanmamız gerekir" demişti. Dün 4'ü gazeteci olmak üzere toplam 11 kişi evleri basılmak suretiyle yine Odatv bağlantılı yaka paça gözaltına alındılar. Aralarında çok yakından tanıdığım, birlikte çalıştığım ve sevdiğim gazeteci Ahmet Şık da var.

        Ahmet, yıllardır Güneydoğu'da şiddetin doruk noktasına ulaştığı ve Kürt sorununa bulaşanların çok ağır bedeller ödendiği günlerde yılmadan bölgede fotoğraf çekip haber yaptı. Her daim mazlumun yanında yer aldı. Alper Görmüş'ün yanında Nokta Dergisi'nde çalıştı, ta ki dergi TSK'nın da olası baskılarıyla 2007 yılında kapatılana dek.

        Ahmet şu an Ergenekon davasından ötürü içeride yatan emekli Oramiral Özden Örnek'e ait olduğu iddia edilen "Sarıkız" ve "Ayışığı" gibi darbe planlarının detaylarını içeren hatıra defterlerini ortaya çıkaran gazeteci olarak biliniyor. Kendisini sosyalist olarak tarif eden Ahmet, kısmen liberal de sayılabilir. NTV sitesinin dün yayınladığı habere göre, Ahmet'in Fethullah Gülen cemaatiyle ilgili henüz basılmamış kitabı Odatv baskınında ele geçirilmişti. Neyle suçlanıyor tam olarak bilmiyoruz. Aleyhindeki deliller nelerdir bilmiyoruz.

        Bir diğer meslektaşım Nedim Şener, "Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları" kitabını yazdı. Hrant Dink'in davasındaki emniyet bağlantılı karanlık noktalara dikkat çekti. Bu kitabı nedeniyle iki ayrı dava kapsamında 28 yıl hapis istemiyle yargılandı ve beraat etti. "Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen ve Cemaat" kitabını yazdı. Yani Gülen Cemaati'ni mercek altına aldı.

        Neyle suçlanıyor, bilmiyoruz. Aleyhindeki deliller nelerdir, bilmiyoruz. Hatırlarsanız eski Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı da yine cemaati hedef alan "Haliçte Yaşayan Simonlar" adlı kitabı yayınladığından kısa bir süre sonra Devrimci Karargâh Örgütü'ne üye olduğu iddiasıyla cezaevine gönderildi.

        Arkadaşımın teşhisine dönecek olursak, Ahmet Şık'ın liberal olup olmaması, maruz kaldığı durumu ne haklı ne de haksız kılar. Eğer bir suç işlemiş ise bu kanıtlanana kadar kendisi suçsuz sayılmalıdır. Tıpkı ulusalcı olarak tarif edebileceğimiz Soner Yalçın için olduğu gibi. Ergenekon üyesi olmak başka, sempatizanı olmak başka. Bu arkadaşlar sempatizan ise eğer. Güneydoğu'da binlerce kişi PKK sempatizanı olduğu için faili meçhule kurban gitti, işkence gördü, hapis yattı. Ellerine silah almışlar mıydı?

        KÜLAHLAR DEĞİŞİNCE

        O günlerde kalemlerini oynatmayıp yıllarca dokunulmazlık zırhına bürünen, iş takipçiliği, siyaset mühendisliği yapanlar, paşaların karşısında önünü ilikleyenler, kendileri hedef haline gelince hep bir ağızdan "korku cumhuriyeti" diye bağırıp çağırıyorlar. Oysa esas "korku cumhuriyeti" 80'li ve 90'lı yıllarda hâkimdi. Andıçlar, cinayetler, faili meçhuller vardı. Yabancı basın da bunlardan nasibini aldı. Le Monde Gazetesi'nin yıllarca muhabirliğini yapan Nicole Pope, polisten yumruk yemiş, Hizbullahçılar tarafından alıkonmuştu. CNN Temsilcisi Andrew Finkel, orduya hakaretten yargılanmıştı. Reuters muhabiri Aliza Marcus ise bölücülükten. Ben de merkez medya tarafından hedef gösterilmiş, bir keresinde soyulup bir odaya kilitlenmek suretiyle birkaç kez gözaltına alınmıştım.

        Evet, Türkiye'de basınla alakalı bir sorun tabii ki var. Bunu defalarca dillendirdim, tekrar dillendiriyorum. Başbakan Erdoğan ve AK Parti'yi sistematik şekilde hedef alan yazarlar, büyük ihtimalle dolaylı dahi olsa hükümetin baskıları sonucu işlerini kaybediyorlar. Neden? Çünkü medya patronları, aynı zamanda ihaleler peşinde koşuyorlar. Yani iktidara gebeler. AK Parti'nin üçüncü kez tek başına iktidar olacağı gerçeği, iktidarı eleştirme özgürlüğü hakkına sahip olmamız gereken hepimiz açısından gerçekten yıldırıcı bir hal almaya başladı. Bu anlamda Putin'in Rusya'sından ziyade (orada iktidara muhalif olan gazeteciler, örneğin Anna Politskovskaya öldürülüyor) Berlusconi'nin İtalya'sına benziyor.

        CEMAATE DOKUNMA

        Gülen Cemaati'nin üstüne gidenlerin de bir şekilde başlarına bir şeyler geliyor. Bu sadece bir tesadüf mü? Ne yazık ki böyle olmadığı kanaatine her geçen gün daha yaklaşıyorum.

        Neticede Mustafa Balbay olsun, Soner Yalçın olsun düşman belledikleri meslektaşlarının mağduriyeti karşısında bugün el ovuşturanlar, yarın bir gün AK Parti iktidardan düşünce ne yapacaklar acaba? O günleri iple çeken meslektaşlarım da kendilerine lütfen sorsunlar; basın hürriyetinden mi yanalar yoksa güçten mi?

        Diğer Yazılar