Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        NEDİM Şener ve Ahmet Şık’ın, Ergenekon “terör örgütü üyeliğinden” tutuklanmalarıyla birlikte Türkiye’de basın özgürlüğü konusundaki kaygılar daha da derinleşti. Birçok meslektaşımın serzenişleri karşısında Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz, “Yazdıkları kitaplardan değil, elde edilen delillerden işlem yapıldı” açıklanmasında bulundu. Yani arkadaşlarımızın, Fethullah Gülen cemaatini mercek altına alan kitaplarından ötürü hapse girmediklerini söylemeye çalışıyor.

        Ancak bazı medya sitelerinde, Ahmet Şık’ın sorgulanmasının tam metnini okuduğumuzda savcının şu ifadesiyle karşılaşıyoruz:

        “Odatv’de yapılan aramada ele geçirilen dijital veriler içerisinde ‘SABRİ UZUN’ isimli Word belgesi bulunmuş, bu belgenin içeriğinde yazan notlara bakıldığında, yine Ergenekon terör örgütünün talimatları ve yönlendirmesi ile sizin Nedim Şener’le birlikte ‘HALİÇ’TE YAŞAYAN SİMONLAR’ isimli kitaba benzer bir kitap çalışması içerisinde olduğunuz ve bu kitabı da Emniyet Müdürü Sabri UZUN ile yayınlamayı planladığınız anlaşılmıştır...”

        Hani kitap konu değildi?

        Bu arada iktidara yakın birtakım gazetelerde, soruşturma kapsamında elde edilen binlerce “kozmik” değerde belgenin varlığından söz ediliyor. Bu belgeler gerçek mi değil mi nereden bileceğiz? Her şey öyle bulanık ki. En azından kafalarımız bulandırılmak isteniyor. Burası kesin.

        Peki, başta Başbakan olmak üzere herkese soruyorum: AK Parti’yi kapatma davası söz konusu olunca yargı siyasallaştı (ki elbette öyle; böyle fasulyeden belgeler ve gerekçelere dayandırılan davaya ancak eski Sovyet coğrafyasında rastlanırdı) diye haykırılıyor iken, Ergenekon söz konusu olunca yargı birden nasıl bağımsızlaşıveriyor? Yani bağımsızlık davaya göre, yargıçlara ve savcılara göre mi ölçülüyor?

        Tüm bu puslu ortamda net olarak şunlar görülüyor:

        1. Yargı dibine kadar siyasallaşmış ve yargının tüm kollarında Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner olayında da görüldüğü üzere müthiş bir güç savaşı cereyan ediyor. Bir kısmı iktidara yakın çevrelerin üstüne gidiyor, bir kısmı da hasımlarının. Ancak hasımlar hapsi boylarken diğerleri mahkemelerde sürünüyor, ama hayatlarına bir şekilde devam ediyor.

        2. Emniyet teşkilatının içinde de benzer şekilde iktidar kavgası sürüyor. Bu kavganın içinde Mehmet Ağar ekibi ve Süleymancıların da olduğu dillendiriliyor. Hanefi Avcı, Sabri Uzun ve Emin Arslan kaybeden taraf olarak ön plana çıkıyor. Onların durumları üzerinden bazı meslektaşlarım, cemaatlerin güçlerini ve bunu nasıl kullandıklarını araştırmak suretiyle kitaplar yazdılar.

        Ve her iki taraftan öyle bir “bilgi” bombardımanına tutuluyoruz ki, kimin haklı kimin haksız olduğunu anlayamıyoruz. Ve evet, cumhuriyet tarihimizin en önemli davalarından biri olan Ergenekon davası böylece sulandırılmış oluyor. Bu arada ne Mehmet Ağar, ne Çevik Bir, ne Tansu Çiller, ne Doğan Güreş ve daha nice saymadığımız faili meçhullerin, karanlık işlerin pik yaptığı dönemlerde işbaşında olan isimler doğru dürüst hesap veriyorlar. Ama Ahmet ve Nedim “terörist”. Öyle mi?

        Bu arada yazdıklarından dolayı yargılanan, cezaevine giren yok mu sanki? 60’a yakın gazeteci şu an cezaevinde.

        Bu bağlamda Post Express Dergisi yazarlarından dostum İrfan Aktan’dan söz etmek istiyorum. Habur’dan bir grup PKK militanının Türkiye’ye giriş yapmasından önce Van civarında “Kürt açılımı” hakkında görüş alan İrfan, tesadüf eseri iki örgüt militanıyla karşılaşıyor, silahı bırakmaya niyetli olmadıklarını söylüyorlar. Oysa tüm ülkede iyimserlik rüzgârları esiyor, artık PKK silahsızlanıyor diyenlerden geçilmiyordu. Militanların ifadelerine tırnak içinde yer verdiği için TMK’nın 7/2 maddesinden (örgüt propagandasından) 15 ay hapis cezasına mahkûm edildi.

        Silahların sustuğu filan yok ama “oyunbozanlık” yapan İrfan, gerçeklere işaret ettiği için suçlu bulundu. Ya “Sarı Hoca” İsmail Beşikçi’nin durumuna ne demeli? Kürt sorunu hakkında yazdığı bilimsel eserlerden ötürü 17 yılını içeride geçiren Beşikçi, bir makalesinde “Kürdistan” ve “Q” harfini kullandığı için 15 aya mahkûm edildi.

        Daha söylenecek çok şey var ama yerimiz müsait değil. Ancak “Güvendiğin dağlara kar yağdı, sıra sana da gelecek” diyen meslektaşlarıma şunu hatırlatmak isterim: Bir gazeteci olarak taraf tutmam söz konusu değil. AK Parti bu ülkede iyi şeyler yaptı. Hem de çok. Biz de alkışladık. Ama kötü şeyler yaptığında da eleştirdik. Ben dağlara değil Allah’a güvenirim. Gün gelir inşallah Türkiye’de hukuk devletine de güvenebilirim...

        Diğer Yazılar