Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ANKARA'dayız. Norveç Dışişleri Bakanı Jonas Gahr Store ile öğle yemeğinde buluşuyoruz. Bir grup siyasetçi, akademisyen ve gazeteciyle Norveç Büyükelçisi'nin Gaziosmanpaşa'daki rezidansında bir araya gelen Store, en çok Suriye'yi merak ediyor. Türk meslektaşı Ahmet Davutoğlu'yla dün yaptığı görüşmede Libya'nın yanı sıra Suriye'nin ana gündem maddesi olduğunu anlatıyor. Zira Suriye'deki olaylar kontrol dışına çıkarsa Türkiye'nin bu durumdan etkilenmemesinin mümkün olmadığına işaret eden Store, "Bu durumda NATO'nun, ittifak üyesi Türkiye'nin güvenliğini korumak adına neler yapması gerektiği üzerinde düşünmesi gerekir" diyor.

        On bir yıldır babasından devraldığı devlet başkanlığı yürüten Beşar Esad, kanlı protestoların artmasıyla birlikte reform vaatlerinde bulundu. 1963 yılından beri yürürlükte olan olağanüstü halin kalkacağını vaat etti. Yeni bir kabine kurdu. Buna karşın Suriye'de sular bir türlü durulmuyor. Pazar günü Humus şehrinde göstericiler ve güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda 14 sivil öldürüldü. Aralarında 12 yaşında bir çocuk da vardı.

        Norveçli Bakan'a göre gittikçe sıkışan Esad'ın üç seçeneği var. Ya tüm cesaretini toplayıp reformların öncülüğünü yapacak, ya ufak tefek makyajlarla zaman kazanmaya çalışacak ya da babasının yolundan giderek rejimin tüm olanaklarını devreye sokup gösterileri kanlı şekilde bastıracak. Birinci yolu tercih etmesini umduğunu söyleyen Store, Türkiye'nin de Esad'a benzer telkinlerde bulunduğunu söylüyor. Zaten başta Başbakan Erdoğan olmak üzere Ankara bir süredir Esad'ı bu yönde adımlar atması için yoğun çaba sarf ediyor. Ne var ki Humus'ta yaşanan olaylar Ankara'nın şu an için Suriye'deki gelişmeleri etkileyecek güçte olmadığını gösteriyor.

        Bunun başlıca nedenlerden biri, Suriye'deki "eski tüfekler" diye tarif edilen Ergenekon benzeri yapılanmanın gösterdiği direnç. Baba Esad'dan miras kalan bu karanlık güçlerin, aralarında PKK ve Hizbullah olmak üzere birçok silahlı örgüte destek verdiği, bu işlerden rant sağlandığı biliniyor. Reform demek şeffaflık demek, bu yapının güç kaybetmesi demek. Tıpkı Türkiye'de olduğu gibi. Bir de İran faktörü var. Yemekte hazır bulunan El Cezire'nin Türkiye muhabirlerinden Ömer Kasram'ın anlattığına göre İran'dan bir grup Devrim Muhafızı, Suriye'ye sızmış durumda.

        Sivil giysilerle halkın üzerine ateş açan bu grup, göstericilerin silahlanıp topluca ayaklanması için elinden geleni yapıyor. Maksat halkı provoke ederek Suriye ordusuyla halkı karşı karşıya getirmek. Store'un üçüncü seçenek olarak tarif ettiği senaryoyu hayata geçirmek. Yani göstericilerin rejim tarafından topyekûn sindirilip bertaraf edilmelerini sağlamak. El Cezireden Kasram, "İlk defa Suriye'de sağcısından solcusuna, dincisinden laikine kadar herkes koordineli şekilde hareket ediyor. Zannedildiği gibi bu iş Müslüman Kardeşler'in öncülüğünde gelişmiş bir ayaklanma değil" diyor.

        Bir de Suriye'de sayıları iki milyon olarak tahmin edilen Kürtler var. Yıllardır yok sayılan bu Kürtlerden 300 bin kadarı, Türkiye'nin de bastırmasıyla resmi kimlik sahibi olacak. Bu gecikmiş adım Kürtleri sakin tutmak için yeterli olur mu? Önceki yazılarımızda ifade ettiğimiz gibi eğer Kürtler de ayaklanır ve güvenlik güçleri üzerlerine giderse bu kez milyonlarca mülteci sınırlarımıza dayanabilir. Neresinden baksanız Türkiye'nin durumu zor.

        Demokrasiye Beşar Esad yönetiminde istikrarlı bir geçiş için devrede olan Türkiye, ölü sayısı arttıkça Esad'ın ne kadar yanında durabilir? Bu sadece "Arap sokağında" kahraman muamelesi gören Tayyip Erdoğan'ın İslam âleminde imajını sarsmaz, Türkiye'deki muhafazakâr dinci çevrelerde de meşruiyetini sarsar. Son günlerde bu çevreler etrafında düzenlenen Esad aleyhtarı gösteriler, sanırım Ankara'da alarm zillerini çoktan çaldırmıştır.

        Oysa İsrail'de rasyonel bir iktidar olsaydı ve Türkiye'nin İsrail'le normal ilişkileri sürseydi, birlikte Esad'ın elini rahatlatabilecek birtakım formüller belki de üretilebilirdi. Zira Esad'ın gitmesi İsrail'in de işine gelmiyor. Son günlerde dillendirilen bir başka senaryo ise Suriye'deki "eski tüfeklerin" halkı rejim etrafında kenetlendirmek adına İsrail'e bir iki füze atarak üzerine çekmeye kalkışması. Böyle bir çılgınlığa meydan vermeden Beşar Esad kendi koltuğu pahasına dahi olsa demokrasiye geçiş için kolları sıvamalı.

        Diğer Yazılar