Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        11 Eylül saldırılarının baş mimarı, nihayet Pakistan'ın Abodabad kentinde yaşadığı görkemli villada Amerikan güçlerinin düzenlediği bir operasyonda öldürüldü. Maksat Bin Ladin'i canlı mı ölü mü ele geçirmekti belli değil. ABD resmi kaynaklarının yaptığı ilk açıklamalara göre, Yemen asıllı multi milyarder Suudi inşaat kralının oğlu Bin Ladin çıkan çatışmalar sırasında öldü. ABD Başkanı Barack Obama, Bin Ladin'in ölümünü açıklarken "Adalet tecelli etti" dedi. Ancak adalet tecelli edene kadar binlerce Iraklı ve sayısız Müslüman, ABD'nin yürüttüğü "küresel teröre" yönelik savaşta can verdi.

        Bin Ladin, Müslüman dünyasına telafisi neredeyse mümkün olmayacak kötülük yaptı. Liderliğini yürüttüğü El Kaide terör örgütü, başta 11 Eylül saldırıları olmak üzere binlerce sivilin canına mal oldu. Bunların arasında sayısız Müslüman vardı. 2003'te İstanbul'da düzenlediği intihar eylemleri sırasında çoğu Türk olmak üzere 61 kişi korkunç bir şekilde hayatını kaybetti. El Kaide sayesinde İslam ile terör özdeş hale geldi. Bunun ceremesini bütün Müslümanlar çekti. Halen çekiyor.

        Peki Bin Ladin'in imhası El Kaide'yi bitirir mi? En çok bu soru soruluyor. Cevap elbette "hayır". Batılı başkentler olası bir intikam saldırısına karşı teyakkuza geçti.

        Ancak Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül'ün de belirttiği gibi Bin Ladin'in ölümü sembolik açıdan teröre yeltenenlere net ve çarpıcı mesajlar içeriyor. "Nerede olursanız olun eninde sonunda hesap vereceksiniz" mesajını. Bu arada "ABD, Bin Ladin'e mahsus dokunmuyor; çünkü müdahalelerine kılıf oluşturuyor" diyenlerin de komplo teorileri çökmüş bulunuyor.

        Bin Ladin'in yükselişine ABD'nin, Afganistan'da Sovyet işgaline karşı mücadele eden mücahitlere verdiği desteğin önemli payı olduğu herkesçe biliniyor. Varılan noktada Amerika, Afganistan'da işgalci konumuna düştü. Bin Ladin'in ölümü, ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi için yeterli bir gerekçe oluşturur mu? Önümüzdeki günlerde bu konular epeyce tartışılacaktır. Ancak 11 Eylül 2001'den bu yana Müslüman coğrafyasında çok önemli değişiklikler yaşandı.

        Birincisi, bütün sorunların anasını ABD ve Batı olarak gören Arap halkı, esas sorunun kendi kokuşmuş diktatörlerin olduğu gerçeğine nihayet vakıf oldu. Öfkelerini Batı'dan ziyade kendilerine on yıllarca kan kusturan bu rejimlere karşı akıtıyorlar. Özgürlük talep ediyorlar. Bu noktada kendi çıkarları doğrultusunda Mübarek ve benzeri haramileri ayakta tutan Batı, bu politikalarından mecburen çark etmek zorunda kaldı. Bunlar son derece umut verici gelişmeler, ancak bir o kadar da kaygı verici, zira "mutlu son"a henüz erişilmiş değil.

        Mısır'da eylül ayında yapılması beklenen seçimlere kadar yönetimi elinde tutan ordu destekli güçler, halkın üstüne gitmeye devam ediyor. Suriye'de son günlerde ölen yüzlerce sivile karşın bir iki fasulyeden yaptırım dışında Beşar Esad'a doğru dürüst "dur" diyen kimse yok. Libya'da Kaddafi ile isyancılar arasındaki savaş yakın gelecekte biteceğe benzemiyor. Bu arada Kaddafi'nin en küçük oğlu 29 yaşında Seyfül Arab'ın Libya liderinin üç torunuyla birlikte NATO saldırısı sonuncunda can verdiği haberleri vicdanımızı sızlatıyor.

        Uçuşa yasak bölgeyi denetlemek, rejimi sıkıştıracak ekonomik yaptırımlar uygulamak başka, masum sivillerin ölümüne sebep vermek bambaşka. Geçtiğimiz gün Habertürk Televizyonu Dış Haberler Müdürü Ceyda Karan'ın dediği gibi, Seyfül Arab belki hırsızdı ama Saddam Hüseyin'in oğulları gibi cani değildi.

        Teşekkürler Tayyip Erdoğan

        BU noktada Türkiye'nin Libya ile ilgili politikasının ne kadar doğru olduğu iyice meydana çıktı. Evet Türkiye, NATO müttefiklerini çıldırtıyor olabilir. Öyle ki güvenilir Batılı kaynakların iddialarına göre, Libya'ya yönelik NATO operasyonlarının komuta merkezi olarak belirlenen İzmir'de operasyonun ABD'li komutanı Charles Bouchard'ın uçağı iki gün boyunca İzmir'den kalkamamış. Türkiye'nin getirdiği kısıtlamalardan ötürü...

        Türkiye'nin tüm gayreti, elini kana bulamamak. Mümkün mertebe Libya'daki isyanı asgari can kaybıyla sonlandırmak. Bunun ne Türkiye'nin, Libya'daki milyarlarca dolarlık müteahhitlik işleriyle alakası var, ne de Batı düşmanlığıyla. Bu bir vicdan meselesi. Teşekkürler Tayyip Erdoğan. Nokta.

        Diğer Yazılar