Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        DİYARBAKIR'da toplanan Demokratik Toplum Kongresi'nde (DTK) konuşan BDP milletvekili adayı Aysel Tuğluk, felaketin eşiğinde olunduğunu, "kötü şeylerin" olacağını savunmuş. "Karamsar değilim" demiş ama ardından "Öngörülerimizin ve sezgilerimizin yarattığı duyarlılığa sahibim. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 'Güzel şeyler olacak' demişti. Onca zaman geçti, olmadı. Şimdi keskin bir dönemeçteyiz. Dilim varmıyor demeye ancak 'kötü şeyler olacak' ifadesini bir his olarak dillendirmek durumundayım. Kürt meselesiyle ilgili olan herkes bilebilir ki, ağır ağır değil, hızlı hızlı sıfır noktasına doğru ilerliyoruz" uyarısında bulunmuş.

        Tuğluk "sıfır noktası" derken tam olarak neyi kastediyordu? Son haftalarda güvenilir kaynaklardan aldığımız duyumlara göre seçim sonrasında eğer PKK'ya yönelik operasyonlar durmaz ise PKK eylemsizlik kararına son verip yeniden şiddete başvuracak. Hatta daha da ileri gidip yetiştirdiği bir fedai grubunu şehirlerde eylem yapmak üzere harekete geçirecek.

        Tuğluk'un dillendirdiği "sıfır noktası" bu olsa gerek. Zira büyük kentlerde bombalar patlar, intihar eylemleri neticesinde siviller can verirse herhalde devlet de buna seyirci kalmayacaktır. Bir yandan TSK, PKK'ya yönelik operasyonları tırmandırırken reformlar askıya alınacak, en hafifinden iklim iyice sertleşecektir. Bu herkes için bir felaket anlamına gelir.

        Bu tehditlerin (aslında şantajın, zira buna cesaret edebileceklerini sanmıyorum) asıl kaynağı yine aldığımız duyumlara göre Kuzey Irak'taki Hinere Kampı'nda bulunan PKK'nın şahin kanadının başını çeken Cemil Bayık.

        Hatırlarsınız Kürt açılımını asıl sekteye uğratan darbe, 7 askerin şehit olduğu Tokat Reşadiye saldırısıydı. Bu eylemin arkasındaki ismin de Cemil Bayık olduğu iddia edilmişti. Öteden beri Bayık ile PKK'nın ılımlı kanadını temsil eden Murat Karayılan arasında büyük bir çekişme olduğu söylenir. Reşadiye saldırısının ardından Karayılan, olayın örgüt komutasının inisiyatifi dışında geliştiğini vurgulamıştı.

        Kendisiyle bir yıl önce Kandil'de yaptığım röportaj esnasında da aynı şeyi söylemişti. Ancak Bayık ile ihtilaf içerisinde olduğuna dair yorumlara da fena halde sinirlenmişti ve sert bir dille yalanlamıştı. Sanırım en çok "Reşadiye'nin arkasında Bayık var" tezini kendisi yaydığı yönündeki şüpheleri bertaraf etmek için. Ve burada tekrar ediyorum; Karayılan bana "Cemil Bayık, Reşadiye'den sorumludur" mealinde herhangi bir laf etmedi. Ancak Aysel Tuğluk'un terminolojisini kullanacak olursam "önsezilerim" bana Karayılan'ın suikasta uğramaktan korktuğu yönündeydi. Bunun arkasında "derin devlet-Cemil Bayık" işbirliği kuşkusu olduğu da muhtemeldir.

        Bu bağlamda TSK'nın bu hassas dönemde en son 7 PKK'lının ölümüyle sonuçlanan operasyonları neden hâlâ sürdürdüğü bir soru işareti.

        Başbakan'a geçtiğimiz gün düzenlenen suikast girişiminin arkasında PKK olduğu tahmin ediliyor. Zaten NTV'nin geçtiği "son dakika" haberine göre örgüt eylemi üstlendi. Eğer bu doğruysa ve eğer Allah korusun Başbakan'a zarar gelseydi "sıfır noktasına" şimdiden varmış olurduk.

        Bu kimin işine gelirdi? Yine derin devlet ile AK Parti'ye karşı ele ele verdiği iddia edilen Cemil Bayık geliyor insanın aklına. Çünkü derin güçler, AK Parti'nin önünü kesmenin yegâne yolunun ülkeyi kaosa sürüklemek olduğu kanaatinde.

        Bu noktada Abdullah Öcalan'ın neler diyeceği fevkalade önemli. Şu ana kadar Bayık, alenen Öcalan'a karşı tavır alamadı. Alsaydı tabanda hiçbir gücü kalmazdı. Ancak bundan sonra ne olacağı meçhul. Yoksa Tuğluk buna mı işaret ediyor?

        Diğer Yazılar