Bir siyasetçi olarak Ahmet Davutoğlu
SEÇİM öncesi nabız yoklama turlarımız devam ediyor. Bu kez Konya'nın Yunak İlçesi'ndeyiz. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'yla birlikte. Memleketinde AK Parti'den adaylığını koyan Davutoğlu seçildiğinde -ki buna dairen ufak şüphe yok- ilk kez Meclis'e girmiş olacak. Akademisyen ve diplomat kimliğiyle tanıdığımız Davutoğlu'ndan siyasetçi olur mu, bu işi kıvırabilir mi diye epey zamandır merak ediyordum.
Yunak'taki etnik yapı karmaşık. Kürt de var, Türkmen de. Sulh içinde yaşıyorlar. "Siz Türkiye'de hep birlikte barış içinde yaşanabileceğinin en güzel örneğisiniz" diyor Davutoğlu.
İnanmadığı şeyleri söylemekte zorlanan Davutoğlu, sanki seçmenlere değil de talebelerine konuşuyor. "Hadi çocuklar göreyim sizleri" dercesine.
"Siyaseti sevdiniz mi?" diye sorduğumuzda Davutoğlu bir yandan seçim kampanyası, bir yandan Dışişleri'ni yürütmenin enteresan bir durum teşkil ettiğini anlatıyor. Mesela İngiliz meslektaşı William Hague'le Libya harekâtını konuştuktan saniyeler sonra çiftçi Mehmet'ten pancarı dinliyor. Davutoğlu, "Beni kampanya boyunca en çok etkileyen husus, insanların bizim neler yaptığımızı anlamaları oldu" diyor ve ekliyor: "En çok alkışı dış politikamızdan söz ederken alıyorum." Doğru.
Davutoğlu'nun sunucusu Ahmet Şenyiğit'e soruyorum, "Birlikte çalışmak nasıl?" diye.
"Ne kibir, ne gurur, ne sinir" yanıtını alıyorum. Davutoğlu gerçekten son derece mütevazı ve bir o kadar da sempatik. Aynı düşünceleri birlikte seyahat ettiğim The Economist Dergisi'nin Avrupa Editörü John Peet de paylaşıyor. "Davutoğlu is extremely clever but also extremely nice" (Davutoğlu son derece zeki ve son derece iyi bir insan) diyor.
Dışişleri Bakanı, Yunak'ta halka hitap ederken şunu fark ettim: Ahmet Davutoğlu siyasetüstü bir şahsiyet. İşte tam bu yüzden CHP'li adaylar dahi kendisine destek verebiliyor. Davutoğlu'nun diplomasi konusunda özgüveni zaman zaman aşırıya kaçabiliyor, ancak bugün Türkiye, dünyada sözü geçen ve özellikle gelişen dünyada SEVİLEN bir ülke haline geldiyse eğer bunda Ahmet Davutoğlu'nun çok ama çok önemli payı var. Dış siyasetimize VİCDAN kattı. Örneğin, Libya'dan 12 bin yabancının tahliyesini sağlayan Türkiye, önceliği kendilerine sahip çıkılamayan fakir ülkelerin vatandaşlarına (aralarında 2 bin Vietnamlı var) vermiş.
Davutoğlu'nun hakkını muhalefet dahi teslim ediyor. Farkındaysanız yürüttükleri kampanyalarda ne MHP, ne de CHP dış politika konusunda iktidar partisine fazla yüklenemiyor. Zaten Kılıçdaroğlu bir sohbetimiz sırasında, "Dış siyaset en az çalışabildiğim konu" itirafında bulunmuştu.
Davutoğlu'nun vicdani yaklaşımı Yunak'ta da kendini hissettiriyor. Yolda giderken ilçenin dışında çadır kuran mevsim işçileri bakanın dikkatini çekmiş, AK Parti İlçe Başkanı'na, "Bu insanlar için mutlaka bir şeyler yapmalıyız" diyor. Sayıları 20 bin civarında olan Urfa'dan gelen işçiler gerçekten çok zor şartlarda yaşıyorlar. Tek çadırda altı-yedi kişilik aileler barınıyor, toz toprak ortasında. Tuvalet filan yok.
Davutoğlu, "Bu insanlar için ev yapın" diyor ama yetkililer bunun "sorun" teşkil edeceğini söylüyor. Gelenler ya Kürt ya Arap. Sanırım Konyalılar temelli kalmalarını istemiyor. AK Partili yetkililer günde 20 milyon kazanan bu garibanlara ev yerine konteynerlerden geçici konut yaptırdıklarını anlatıyorlar. Fotoğraflarını gösteriyorlar. Ama belli ki Davutoğlu tatmin olmuş değil. Bu kez işçilerin yanına gidiyor. Onlara sahip çıktığını vurgularken yalnız bir şartı olduğunu söylüyor: "Çocuklarınızı asla çalıştırmayacaksınız, onları okula göndereceksiniz!" Talimat hocamızdan...