Diyarbakır eşiğinde Kemal Kılıçdaroğlu
BUGÜN CHP'nin yenilikçi lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Kürt siyasetinin agorası Diyarbakır'da kitlelere seslenecek.
Daha yeni yeni "Kürt" sözcüğünü telaffuz etmeye başlayan Kılıçdaroğlu'nun yapacağı konuşmayı az çok tahmin edebiliyoruz. Pazar günü köşe yazarlarıyla İstanbul'da bir araya gelen CHP Lideri, partisinin "demokrasi paketi"ni açıkladı. Metin, Kürt sorunununa dair önemli maddeler içeriyordu ki bunlara daha önce bu köşede yer vermiştik. Yine hatırlatmakta fayda var; bu değişiklikler hayata geçerse eğer gittikçe içinden çıkılamaz hale gelen Kürt sorunu barışçıl bir mecraya taşınabilir.
Öneriler arasında bence en kolay uygulanabiliri, yüzde 10 barajının düşürülmesi. Böylece siyasal Kürt hareketi hak ettiği temsili yakalar. Ne kadar çok Kürt milletvekili, o kadar az gerilla. Bundan emin olun. İkinci ve bir o kadar önemsediğim öneri, Kılıçdaroğlu'nun "Gizli OHAL" diye tanımladığı Terörle Mücadele Kanunu (TMK), Türk Ceza Kanunu (TCK) ve özel yetkili mahkemelerle ilgili.
CHP çoğu Kürt olmak üzere binlerce insanın hapislerde çürümesine yol açan TMK ve TCK'nın maddelerinin derhal değişmesini istiyor. DGM'leri aratmayan özel yetkili mahkemelerin de lağvedilmesini talep ediyor. "Yerel yönetimler güçlensin" diyor. Ancak CHP en kritik meseleye dokunmuyor. Dağdakilerin ne olacağı meselesine... İşte bu noktada Kılıçdaroğlu'nun Diyarbakır konuşması, seçim kampanyasının en büyük sınavı niteliğini taşıyor. Sembollere, jestlere çok büyük önem atfedildiği Kürt coğrafyasında Kılıçdaroğlu'nun ne söylediği kadar bunları nasıl söylediği de önem kazanıyor. Bugüne kadar "Kürt" sözcüğünü kullanmakta zorlandı. Bir ara Batman'da CHP'nin yeni il binasının açılışına gittiğinde "genel aftan bahsetti. Ardından çark etti.
Neden? Çünkü tahminime göre Kılıçdaroğlu, birçok Alevi ve Dersimli (Tuncelili) gibi hep kimliğini arka plana atarak yıllarca içinde bulunduğu bürokraside, "Baksanıza ben de sizden biri, ortalama bir Türk vatandaşıyım" diyerek tutunabildi. Keza siyasi hayatında da böyle. Çünkü Kürt olmak, Alevi olmak, Der-simli olmak, hele hepsi bir arada olmak, hayata bin adım geriden başlamak demek Türkiye'de. Kimse kendini kandırmasın. Ayrımcılık var. Ki bu hepimizin ayıbı. İşte Başbakan'ın meydanlarda Kılıçdaroğlu'nun Alevi olduğunu sürekli hatırlatması ve BDP'ye benzetmesi...
Sanki Erdoğan "Kürt açılımını" yaparken bol bol Kürt aydınlarına, şairlerine gönderme yapmamış gibi, sanki bakanları Kürtçe propaganda yapmıyormuş gibi, sanki devlet Öcalan ile gizli görüşmeler yürütmüyormuş gibi. Ki bunların hepsi olumlu gelişmeler. AK Parti'yi bu bağlamda sonuna kadar destekliyoruz. Kürt sorunu seçim malzemesi yapılamayacak, Türkiye'nin kaderini belirleyecek kadar ağır. Burada siyasetçilere düşen, birbirine vurmak değil el ele verip sorunun çözümü için işbirliği yapmak, toplumu tahrik etmek yerine çözüme hazırlamaktır.
'YES WE CAN'
"Özünü inkâr ediyorsun" eleştirisinde bulunanlara Kılıçdaroğlu ısrarla etnik kimlik ve din üzerinden siyaset yapmayı reddettiğini söylüyor. Seçim kampanyası boyunca Obama da Afrikalı geçmişini ve Müslüman kanını her daim arka plana atarken "zencilere ihanet etmek, İslami köklerini inkâr etmek"le suçlanmıştı. Obama'nın seçimleri kazanmasının başlıca nedeni, Irak savaşına son verme ve "değişim" sözüydü. Saçtığı "Yes we can" (Evet başarabiliriz) umuduydu.
"Kürt sorununu çözeceğim", "Daha fazla özgürlük" diyen Kılıçdaroğlu oylarını zıplatırsa bu söylemlerin mutlak payı olacaktır. Genç bir ülkeyiz ve gençler "Daha fazla özgürlük" diyor. Türkiye'de de böyle, Arap dünyasında da, Asya'da da. Gençler büyüklere değil artık büyükler gençlere ayak uydurmak zorundalar.
Statükocuların taleplerini hesaba katarak asgari müştereklerde buluşmak Kürt sorununu çözmez. Risk almak gerekiyor. Eğer Kılıçdaroğlu dediklerinde gerçekten samimiyse (ki öyle olduğuna inanıyorum), kimlik üzerinden siyaset yapmak ile Kürtlere el uzatmak arasındaki farkı iyi kavramalıdır. Diyarbakır'da kendisini dinlemeye gelen insanlara sembolik bir iki Kürtçe söz söylemekten çekinmemeli. Bu kalbi kırık topraklarda binlerce gönül alır. Onu "Kürtçü" diye itham edenlere gelince, esas "bölücü" kendileri...
Not: Yeni Akit Gazetesi, "Kemal'in PKK'lıları" başlığıyla sürmanşetten bazı CHP'li adayların isimlerini vermiş. Örneğin, aralarında Kars'tan aday olan Naif Alibeyoğlu var. Peki Alibeyoğlu Kars'ta AKP'den belediye başkanlığı yaparken PKK'lı değildi de şimdi mi oldu?