The Economist de bir ıslık çaldı
ON iki yıldır Türkiye temsilciliğini yürüttüğüm İngiliz The Economist için "Dünyanın en etkin haftalık haber dergisi" demek pek abartılı sayılmaz. ABD Başkanı Barack Obama gibi birçok lider ve sayısız beynelmilel holdinglerin CEO'ları, günlük gazeteleri takip edecekleri vakitleri olmadığı için dünya haberlerini cuma günleri yayınlanan The Economist'te okuyarak bilgilenirler.
1843'ten bu yana yayınlanan dergi, TIME ve Newsweek gibi haftalık dergilerin aksine tirajını gittikçe yükseltiyor. Tirajı şu an 1.6 milyonu aşmış bulunuyor. Derginin kullandığı ironik dil ve ukalaca savunduğu görüşler kimilerine göre çok itici; ancak dergiyi farklı kılan da tam bu "genç sivil" hali.
The Economist bugünkü sayısında Türkiye'de tartışmalara yol açacak yeni bir fikir beyan ediyor. Başyazısında Türklere, "CHP'ye oy verin" diyor. Haberin ayrıntıları gazetemizde yer aldığından burada tekrarlamayacağım. AK Parti'yi iktidara geldiğinden beri hararetle savunan dergi, neden böyle bir karar aldı. Bunun cevabı zaten başyazının içeriğini teşkil ediyor.
Özetle, "AK Parti şahane şeyler yaptı. İsrail ve Amerika'da bazılarının fısıldadığı gibi şeriatçı filan da değil, seçimi de kazanacak. Ancak Erdoğan gittikçe otoriterleşiyor. Anayasa'yı tek başına değiştirmesini, Cumhurbaşkanlığı emellerine hayat vermesini sağlayacak bir çoğunluk Türkiye için risktir. CHP'ye yeni reformcu kimlik kazandıran Kemal Kılıçdaroğlu'nun bir alternatif oluşturması Türk demokrasisinin geleceği açısından fevkalade önemli" deniyor.
Ne yazık ki komploların her daim mutlak gerçek diye kabul gördüğü ülkemizde eminim The Economist'in bu çıkışı üzerinden bir sürü saçma sapan senaryo üretilecektir. "AK Parti'yi devirmek için Yahudiler devrede" veya "Kılıçdaroğlu İngiliz imalatı" gibi. Allah bilir daha neler neler. Kafam pek öyle işlemediği için çok da bilemiyorum ama her halükârda bir art niyet
aranacağından en ufak bir şüphem yok.
Oysa bu karar, derginin Genel Yayın Yönetmeni John Micklethwaite, Dış Haberler Editörü Edward Carr ve geçen hafta Türkiye'ye gelip yine bu hafta yayınlanan uzun bir Türkiye analizi kaleme alan Avrupa Editörü John Peet tarafından aylardır tartışılıyordu.
Bu tartışmalara Türkiye temsilcisi olarak benim de katıldığım oluyordu ve özellikle Ergenekon davası konusunda bayağı keskin görüş ayrılıklarımız oldu. Zira kim ne derse desin bu dava Türkiye'nin sivilleşmesi açısından hayati önem taşıyor. (CHP adayları arasında Ergenekon sanıklarının da bulunması bence çok büyük bir talihsizlik.)
Ahmet Şık ve Nedim Şener'in tutuklanması gibi ucubelikler cumhuriyet tarihimizin en kritik davasının meşruiyetini gölgeliyor. Yazık oluyor. Son kertede tekrar ediyorum, The Economist'in "CHP'ye oy verin" telkini "dış güçlerin talimatıyla" yapılmadı. Bu editörlerin kendi kararıydı. Türkiye'yi yakından izliyorlar ve böyle uygun gördüler. Gerçek bu kadar basit.
*
Mehmet Şimşek'in Batman mücadelesi
MEHMET Şimşek'le Batman'da yürüttüğü seçim kampanyasını konuştuk. Kendi memleketinde kazanmaması söz konusu değil. Ne var ki PKK ve yandaşları Şimşek'i engellemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Posterleri her gün yırtılıyor. Seçim otobüslerinin camları her gün kırılıyor.
Bir kahveye gidip vatandaşlarla sohbet etmek istediğinde birileri içeriye dalıp bağırıp çağırmaya başlıyor, ardından "Hadi beni tutuklayın" diyerek ajitasyon yapıyor. Bunlara kulağını tıkayan Şimşek, AK Parti'nin Batman'daki icraatını anlatmaya devam ediyor. 407 milyon TL'lik sulama projesi, 86 milyon liralık eğitim yatırımı, Batman'a fabrikalarını taşımaya ikna edilen İstanbullu tekstilcilerin işe aldığı 2000 Batmanlı kız. Ve liste uzayıp gidiyor...