Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        DEVLET Bakanı ve AB Başmüzakerecisi Egemen Bağış, "Agenda/Gündem" isimli sitesinden bazı köşe yazarlarına bir "mektup" yolladı. Mektup hem Türkçe hem İngilizce yazılmış.

        Egemen Bey'in mektubu, temsilcisi olduğum The Economist Dergisi, pardon "mafyatik örgütler şemsiyesinin yeni üyesi"ne yönelik özgün yorumlar içeriyor. Konu, "CHP ye oy verin" çağrısında bulunulan meşhur başyazı (haber/makale değil başyazı).

        Egemen Bey mektubunda şöyle demiş:

        "12 Haziran seçimlerine birkaç gün kala AK Parti'ye karşı kurulan ittifakın her geçen gün daha da çirkin boyuta ulaştığını üzülerek müşahede ediyoruz.

        Birbirleriyle tamamen ayrı kutuplarda yer alan siyasi partilerin antidemokratik ve mafyatik örgütlerin şemsiyesi altında kurdukları ittifak maalesef sadece Türk siyaseti için değil Türk demokrasisi için de bir talihsizliktir.

        Şimdi içeride kurulan bu ittifaka dış basın organları da dahil edildi ve dünyanın en saygın dergileri arasında yer aldığı iddia edilen The Economist Dergisi, Türk halkının AK Parti'ye değil de CHP'ye oy vermesi gerektiği şeklinde bir analize yer verdi.

        Bütün satırları yalan ve mesnetsiz iddialara dayanan bu analizin Türkiye'den sipariş edildiğini anlamak zor değil. Türk halkına yabancı bir dergi aracılığıyla yapılan bu saygısızlığı da reva gören taşeron siyasetçilerdir... "

        Ve devam ediyor. Bağış'ın elbette fikirlerini özgürce ifade etmek en temel hakkıdır. Ancak sormadan geçemeyeceğim. Acaba Egemen Bey, "Bütün satırları yalan ve mesnetsiz iddialara dayanan" dediği başyazıyı okudu mu? Zira okusaydı aynı yazıda AK Parti'nin iddiaların aksine şeriatçı olmadığına, ekonomiyi düze çıkardığına, çok önemli reformlara imza attığına, orduyu kışlaya geri yolladığına ve Türkiye'yi bölgesel güç haline getirdiğine dair övgüleri de görürdü. Yoksa bunlar da mı "yalan".

        Seçim meydanlarında The Economist'in başyazısının malzeme yapılacağını tahmin etmek için kâhin olmak gerekmiyordu. Zaten yazıyla aynı gün yayınlanan bu gazetedeki köşemde bir sürü komplo teorilerin üretileceğini belirtmiştim. Yanılmadım. Eski İçişleri Bakanı Beşir Atalay, "İsrail lobisinin işi" demekte gecikmedi.

        Başbakan "küresel çetelere" işaret etti. Ve çeşitli gazetelerde hükümet yanlısı kalemlerden benzeri yorumlara rastladık. Egemen Bağış da bunları dillendirdi. Hadi "önümüzde seçim var" diyelim. "Herkes birbirini vuracak. İpin ucu zaman zaman kaçacak" diyelim. Fakat Egemen Bey'in bu iddiaları üşenmeden kâğıda dökerek mektup şeklinde meslektaşlarıma yollaması, meseleyi farklı bir boyuta taşıyor.

        AB Başmüzakerecisi sıfatını taşıyan Devlet Bakanı, The Economist'in sipariş yazılar yayınladığına, bunun Türkiye'nin içerisinden ısmarlandığına ve derginin "mafyatik örgütlerin şemsiyesi altına" girdiğine kendisi gerçekten inanıyor mu? Kullandığı dilin farkında mı? Ve bu vesileyle The Economist'in otoriterleşmeyle ilgili ifade ettiği kaygıları haklı kıldığının bilincinde mi?

        Zira ancak otoriter zihniyetler kendi ayıpların örtmek için gizli eller, ittifaklar görür, küresel komplolar tespit eder, en ufak eleştiriyi karalama kampanyası diyerek fırlatıp atar. Tıpkı Deniz Baykal liderliğindeki CHP'nin yaptığı gibi...

        Egemen Bağış, AK Parti'de "modern", "ılımlı" ve son kertede "demokrat" bir profil çiziyordu. AB Başmüzakerecisi seçilirken bu özellikleri herhalde belirleyici olmuştur. Kendisine bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak soruyorum: "Basını mafyatik örgütlerle işbirliği yapabilen, sipariş üzerine yazılar yazabilen, başımıza binbir çorap örmek isteyen bir Avrupa'nın parçası neden olalım ki?"

        Bence Egemen Bey bakanlıktan derhal istifa etmeli, Avrupa'yla müzakerelere de son vermeli. Ve acilen kurulması gereken "Türkiye'yi küresel komplolardan koruma" bakanlığının başına gelmeli.

        Diğer Yazılar