Seçim öncesi kime övgüler düzeceğim dersiniz?
HEMEN söyleyeyim. Kendi gazeteme. Gazete Habertürk'e.
Habertürk kadrosuna geçeli bir yıl oldu. Gelirken epey tedirgindim. Zira çok sevdiğim ve Türk basınına girmeme vesile olan Taraf Gazetesi'nden geliyordum. Bir anlamda Gazi Mahallesi'nden Etiler'e taşınıyordum. Taraf'ı bırakma kararımın birinci nedeni ekonomikti. Ama o güne kadar merkez basın dahil olmak üzere üç farklı gazeteden gelen teklifleri reddetmiştim.
Özgürlüğümü yitirmekten korkuyordum. Habertürk yepyeni bir gazeteydi ve farklıydı. Kürtlerin yılmaz savunucusu Ece Temelkuran da vardı, muhafazakâr mahallenin en sivri kalemlerinden Nihal Bengisu Karaca da. Yani yelpaze bayağı genişti. Yine de Fatih Altaylı benimle görüşmek istediğinde epey şaşırmıştım. Ne de olsa "Kürtçü", "Ermenici", hatta "Fethullahçı" diye nam salan biriydim.
Görüşme günümüz gelip çattığında Habertürk'te özgürce yazıp yazamayacağımı anlamak üzere kendimce bir test uyguladım. "İlk işim Kandil'e gidip Murat Karayılan ile röportaj yapmak olacak" dedim. Fatih tereddüt etmeden "Evet" dedi. Ve böylece içinde bir kez dahi "terörist" sözcüğü geçmeyen ve bol bol "Kürdistan" ibareli yazı dizim üç gün boyunca yayınlandı.
Noktasına virgülüne dokunulmadan. Evet, manşetlik malzeme içeren yazılarım birinci sayfadan görülmeden içeriye gömüldü. Ama neticede her bir kelimesi kullanıldı.
O günden beri "Ermeni soykırımından da söz ettim, resmi tarihi kısaca da olsa sorgulayan "Dersim" başlıklı yazı dizim de yayınlandı. Ve tabii Kürt sorunu mönümüzdeki sabitlerin başını çekmeye devam ediyor. İnternet sitemiz haberturk.com editörlerinden duyduğuma göre en çok küfür yiyen yazarlardan biriymişim. Fatih'e de bol bol "kovun şunu" mektupları, mail'leri geldiğini ayrıca biliyorum.
Temsilciliğini yürüttüğüm The Economist Dergisi geçtiğimiz haftaki başyazısında "CHP'ye oy verin" dediğinde Habertürk'ün artık biletimi keseceği Twitter'da yazıldı. Ama öyle olmadı. Tam tersi Fatih, beni ve The Economist'i köşesinde savundu. Kendisine buradan şükranlarımı iletiyorum.
Bir başka örnek de Nihal Bengisu Karaca. Son günlerde AK Parti iktidarına yönelik eleştiri dozunu yükselten sevgili Nihal, acaba bunu önceki gazetesi Zaman'da yapabilir miydi? Çok emin değilim. Bu arada Nihal'in Habertürk'e transferini bir tür devşirme projesi, yani başka bir ifadeyle "Bakın türbanlıyı nasıl kendimize benzettik" operasyonu olduğunu ileri sürenler fena halde yanıldılar. Nihal, AK Parti'yi eleştiriyor ama demokratik reflekslerle bunu yapıyor.
"Başörtülü aday yoksa oy da yok" kampanyasının başını çekenlerden.
Evet Habertürk'te talihsiz bir Bekir Coşkun vakası yaşandı. Ama bu süreçte dahi Fatih'in sergilediği tavır, aynı konumdaki birçok meslektaşından farklıydı. Üzüntüsünü hiç gizlemedi. Sağlığı dahi etkilendi. Belki çok centilmence olmuyor ama söylemeden edemiyorum: Nuray Mert'in Başbakan tarafından en ağır biçimde hakarete uğraması ve hedef gösterilmesi karşısında gazete patronlarını geçtim neden genel yayın yönetmeninin gıkı çıkmıyor?
Vicdanları hiç mi sızlamaz. Nuray Mert'i kendi gazetesinde ilk sahiplenen yine bir kadın oldu. Aslı Aydıntaşbaş...
Habertürk'e dönecek olursak, gazetemizle ilgili şöyle bir rivayet var: Oraya giden yazarlar okunmuyorlar. Konuşulmuyorlar. Yok olup gidiyorlar.
Benim şahsi tecrübem aksini kanıtlıyor. Şu anda daha geniş bir okur kitlem var. Bunu en basitinden aldığım (evet bol küfürlü) okur mektuplarından, mail'lerden tespit edebiliyorum. En çok izlenen haber kanalları arasında sayılan Habertürk Televizyonu, yazarlarının etkisini daha da çoğaltıyor.
Belki Yakup'taki rakı sofralarında adımız geçmiyor ama Türkiye'nin tüm köşelerinde birçok yazarımız tanınıyor, izleniyor. İki yıl gibi kısa bir zamanda tirajı 300 binleri yakalayan gazetemiz hiç de fena değil. Daha da iyi olacağına inanıyorum.