Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        DÜN AK Parti'nin milliyetçi muhafazakâr kanadının başını çeken Cemil Çiçek, Meclis'in yeni başkanı seçildi. Tutuklu vekiller salınana kadar yemin etmeme kararlarında ısrar eden CHP'liler ise oturumda hazır bulundular ama oy kullanamadılar. Meclis'i boykot etme eylemini sürdüren BDP'lilerin koltukları ise boştu.

        CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, iktidar partisi sorunun çözümüne yönelik bir hamlede bulunana dek yemin etmeyeceklerini tekrar beyan etti. BDP'liler de aynı telden çalıyorlar. Başbakan Erdoğan ise "Tükürdüklerini yalayacaklar" diyerek herhangi bir tavizin söz konusu olmadığının altını çizdi. Kısaca "kriz" sürüyor.

        Peki bir haftalık bilançoya baktığımız zaman neler görüyoruz?

        Olaya CHP cephesinden baktığımız zaman durum biraz bulanık. Birincisi, yemin etmeme kararı verilirken partinin hukukçu kökenli vekilleri arasında oldukça hararetli tartışmalar yaşanmış. BDP'liler dahil olmak üzere hapiste yatan milletvekillerinin durumunu protesto etmek ilkesinde hemfikir olan bu isimler yöntem konusunda karşı karşıya gelmişler. Eski Diyarbakır Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu gibi "yeni CHP"liler yemin etmemenin riskli olacağını, bunun bir sonraki adımını hesaplamak gerektiğini savunmuşlar. Ve böylesi bir stratejinin CHP'nin manevra alanını daraltacağı uyarısında bulunmuşlar. Parti'nin neo-ulusalcı kanadından İsa Gök ve Süheyl Batum gibi vekiller ise tam tersi "Yemin etmemek AK Parti'yi sıkıştırır" tezini dayatmışlar ve baskın çıktılar.

        Bu tartışmaların geri planında Kılıçdaroğlu'nu devirmeyi hedefleyen "yeni kurultay" kumpaslarını hesaba katmadan sağlıklı bir analiz yapmak mümkün değil. Dün itibarıyla kurultay için imza veren muhaliflerin neredeyse tümünün çark ettikleri haberi geldi. Anlaşılan Başbakan'ın CHP'yi aşağılayıcı tutumu, partinin Kılıçdaroğlu etrafında kenetlenmesini sağladı.

        Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz günlerde Atina'da katıldığı Sosyalist Enternasyonal toplantısından da eli dolu döndü diyebiliriz. Deniz Baykal önderliğindeki CHP'yi ihraç etme noktasına gelen Sosyalist Enternasyonal'de, bu kez yemin etmeyen CHP'nin, Birleşmiş Milletler Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu hükümleri ve AİHM'nin içtihatlarına atıfta bulunarak tutuklu vekillerin durumunu kınayan karar tasarısı oybirliğiyle kabul edildi. Burada en önemli unsur, Kılıçdaroğlu'nun çeşitli sosyalist liderlerle görüşürken "dokuz vekilimiz" ifadesinde saklı. Kılıçdaroğlu'nun BDP'li vekillere de sahip çıkması, konsey toplantısından hazır bulunan BDP'li gözlemcilerde ilk etapta şaşkınlık yaratırken büyük takdir toplamış. Hatta BDP Eşbakanı Selahattin Demirtaş, Türkiye'den telefon açıp Kılıçdaroğlu'na şükranlarını iletmiş. Kılıçdaroğlu yavaş yavaş Kürt vekillerle aynı karede görünme ürkekliğini atmaya başladı. Hak ve özgürlükler temelinde olmak kaydıyla dayanışmaya "hayır" demiyor artık.

        Bu da Kürt sorununun çözümü açısından fevkalade hayırlı bir gelişme.

        Şüphesiz parti içi muhalefet bunu Kemal Bey'in aleyhinde kullanmak için vakit kaybetmeyecektir. Gittikçe milliyetçi çizgide sabitlenen Başbakan da benzer şekilde "demokrasinin düşman ikizleri" teması üzerinden her iki partiyi vuracaktır.

        Peki demokrasiye kim düşmanlık ediyor? Uzlaşmaya pek yanaşmayan Başbakan mı yoksa milletin seçtiği vekillerin haklarını savunan CHP ve BDP mi?

        İLKE DOĞRU YÖNTEM YANLIŞ

        Açıkçası ben de CHP'nin yemin etmeme formülünü başından beri benimsemedim. Zira her şeyden önce bunu seçmenlere izah etmek gayet zor. Kaldı ki Başbakan'ın geri adım atmayacağı, daha Türkiye İhracatçılar Meclisi toplantısında Kılıçdaroğlu'nun konuşmasını dinlemeden akvaryum açılışına koşmasından hesaplanabilirdi. "Seni takmıyorum, sivrisinek gibi vızıldayıp durma etrafımda" şeklinde özetlenebilecek bu tutum karşısında CHP Lideri ne yapabilir?

        Kılıçdaroğlu'na düşen, en azından Ergenekon avukatlığı ile hak ve özgürlükler savunuculuğu arasında net ve kalın bir çizgi çekmek. Bir sohbetimiz esnasında Balbay ve Haberal'ı, "Dokunulmazlıktan feragat edip yargılanmaya devam etmeyi kabullenmeleri şartıyla aday yaptım" diyen Kılıçdaroğlu, kanlı darbe planlarıyla AK Parti'yi devirmekle yargılanan tüm tutukluların masum olabilecekleri gibi suçlu olabileceklerini de asla unutmamalı. Sorgulamamız gereken Ergenekon davasının özü değil, şeklidir.

        Diğer Yazılar