Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        GEÇTİĞİMİZ günlerde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Libya'nın Bingazi kentine tarihi nitelikte bir gezi gerçekleştirdi. Türkiye'nin, Libya'nın muhaliflerden oluşan Ulusal Geçiş Konseyi'ni (UGK) ülkenin resmi temsilcileri olarak tanıdığını ve Kaddafi'nin artık çekilmesi gerektiğini net ifadelerle açıkladı.

        Davutoğlu'nun Libya seyahati birçok açıdan önemli. Zira Kaddafi'ye alenen "git" derken bir bakıma Suriye Lideri Beşar Esad'a da "Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla" demiş oldu.

        Eğer Esad halkını katletmeye devam ederse Ankara yakında ona da sırtını çevirmek mecburiyetinde kalacak. Mısır'ın devrik cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek'e iktidarı bırakma çağrısında bulunan ülkelerin başını çeken Türkiye, Davutoğlu'nun Bingazi gezisiyle birlikte buharlaşan ticareti, ihaleleri, istikrarsızlık korkularını bir kenara itip demokrasiden yana tavır koymuş oldu. Dolayısıyla yarın İran'da şimdilik sinmiş görünen muhalifler gösterilere yeniden başlar ve rejim yine kanlı yöntemlerle onları bastırırsa bu kez Türkiye'nin daha sert bir pozisyon alması şaşırtıcı olmaz.

        Libya gezisini tarihi kılan bir başka gelişme ise Davutoğlu'nun Bingazi'de Tahrir Meydanı'nda Arapça konuşmasıydı. Davutoğlu'nun, "Ömer Muhtar'ın torunlarına selam olsun" diye başlayan konuşması Libyalılar arasında büyük coşku yarattı. Yıllarca Ortadoğulu olmadığını kanıtlamaya çalışarak geçiren devlet, böylece bu kompleksli yaklaşıma da veda etmiş oldu. Görüşlerine başvurduğum birçok Ortadoğu uzmanı, Davutoğlu'nun bu hamlesinin bütün Arap dünyasında olumlu yankılandığını belirttiler.

        Bunların hepsi son derece olumlu gelişmeler. Ne var ki Arapça kompleksini atan Türkiye, Kürtçe paranoyasını henüz atabilmiş değil. Yurttaşlarımız halen Kürtçe konuştukları için yargılanıyor. Örneğin, hapisten seçilen ancak özgürlüklerine bir türlü kavuşamayan altı BDP'li vekilin aleyhinde kullanılan argümanlar arasında, duruşmalarda savunmalarını Kürtçe yapmakta ısrar etmeleri var.

        Farz edelim ki "şov" peşindeler. Neticede Kürtçe onların anadili ve bu ülkede milyonlarca vatandaş bu dili konuşuyor. Devletin tüm çabalarına rağmen Kürtçe yok edilemedi. Son yıllarda yasakların gevşetilmesi, programları pek parlak olmasa dahi 24 saat yayın yapan devlet kanalının (TRT 6) açılması geç de olsa önemli adımlar. Ama yeterli değiller.

        Kürtçe bu ülkede en yaygın ikinci dil. Madem bölünmek istemiyoruz, bu dili öğrenmek sadece Kürtlerin değil herkesin hakkı olmalı. Biraz klişe kaçıyor ama Türklerin de Kürtleşme zaman çoktan geldi. Bu bağlamda meslektaşım sevgili Cengiz Çandar hepimize örnek oldu. İleri düzeyde Arapça ve İngilizce bilen Cengiz, Kürtçe dersleri alıyor ve Irak Kürdistanlı dostlarımdan duyduğuma göre de Türkiye'de en yaygın Kürt lehçesi olan Kırmançice'yi sökmüş bile.

        Kürtler hakkında yıllarca ahkâm kesen biz ise onların dillerini öğrenme gayretinde bulunmadık. (Gerçi 2000 yılında Ankara'da yaşarken Çeto Özel isimli Kürtçe hocasından "Özgür Üniversite"de birkaç ders almıştım ama kaçak olan bu kurs kapatılmıştı.)

        İstanbul sokaklarında Kürtçe konuşan binlerce insan var ama biz onların söylediklerinden hiçbir şey anlayamıyoruz. Bir iki kelime dahi seçemiyoruz. Oysa bir Fransızca, İngilizce, hatta Almanca konuşulduğunda mutlaka tanıdığımız kelimeler oluyor. Bu anormal duruma derhal son verilmeli. Bu yabancılık bitmeli.

        Yeni Milli Eğitim Bakanımız Ömer Dinçer bu konuya el atmalı. Devlet okullarında anadilde eğitim şimdilik zor olabilir ama anadil eğitimi neden olmasın? Edi Bese! Yani, "yeter artık"!

        Diğer Yazılar