Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        SİLVAN'da 13 askerin korkunç şekilde can vermesiyle birlikte ülkede tansiyon iyice yükseldi. Toplumda PKK'ya yönelik kabaran öfke dalgası ne yazık ki masum insanları da vuruyor. İstanbul'da caz konseri esnasında Kürtçe türkü okuduğu için faşizan saldırıya uğrayan Aynur Doğan sahneyi terk etmek zorunda kaldı. Dün ise yazarımız Ece Temelkuran da benzer tepkilere maruz kaldı. Ece ameliyat olan anneannesi için Twitter üzerinden 0 grubu RH negatif kan arayınca olanlar oldu. "Kanı Kürtler versin, beter ol!" tarzında küfürlerle karşılaştı. Ece'nin anneannesine acil şifalar diliyorum.

        Böylesi gerilimli bir iklimde siyasetçilerin son derece dikkatli davranması gerekiyor. Ama dikkatlı davranayım derken demokrasiden de taviz vermemeli. Dengeyi tutturayım derken statükoculuk akıntısına kapılmamalı.

        Son günlerde CHP'de olup bitenlere bakınca Kemal Kılıçdaroğlu'nun vaat ettiği değişim konusunda ne kadar kararlı olduğunu doğrusu ben de sorgulamaya başladım. Bunun nedeni eski Diyarbakır Baro Başkanı, CHP'nin çiçeği burnunda milletvekili Sezgin Tanrıkulu'nun başına gelenler. Meslek hayatı boyunca Güneydoğu'da mağdur edilen nice garibanın davalarını üstlenen Tanrıkulu yeri geldiğinde PKK'ya da meydan okuma cesaretinde bulunan nadir bölge aydınlarından biridir.

        Bunun en son örneği geçtiğimiz yıl Batman'da havan topuyla yaşamını yitiren avukat Sedat Özevin ve arkadaşlarının ardından Radikal İki'de kaleme aldığı makaledir.

        Sezgin'in CHP'ye alınıp başkan yardımcılığına getirilmesini hazmedemeyen ulusalcıların yanı sıra haset eden hemşerilerinin de olduğunu biliyoruz. Bana göre Sezgin'in partiye transferi CHP'de Kılıçdaroğlu'nun gerçekleştirmek istediği değişimin en somut göstergesiydi.

        Silvan olayının ardından Sezgin sağduyu sahibi her vatandaşın altına imzasını atabileceği bir çağrı metni kaleme aldı. "Hepimizin başı sağ olsun" diyerek söze başlayan Sezgin özetle "savaş diline" süreklenmenin tehlikelerinin altını çizerek "Savaş uçurumunun kenarında yaşamamalıyız. Bu oyun her kimin oyunuysa bozmalıyız. Barışın dilini konuşarak bunu yapmalıyız" dedi. Ne var ki mail yoluyla gazetecilere ulaştırılan metin kısa bir aradan sonra CHP Genel Merkezi'nden gelen ikinci bir mail ile tekzip edildi. "Lütfen dikkate almayın" dendi. Bu durum karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen Tanrıkulu nedenini bilmediğini açıkladı. Olayı Kılıçdaroğlu'na soracağını belirtti. Dün telefonla ulaştığım Sezgin, Kemal Bey'in olaydan haberdar olmadığını, yani çağrının onun tasarrufu dışında geri çekildiğini anlattı. "Kemal Bey'in samimiyetinden herhangi bir şüphem yok" dedi. Olabilir. Benzer bir olay seçim kampanyası süresinde Kemal Bey'in memleketi Dersim'de de yaşanmıştı. Kılıçdaroğlu'nu karşılamaya hazırlanan vatandaşlar Zazaca pankartlar taşırken bunlar apar topar kaldırılmıştı. Kemal Bey bizlere olaydan haberdar olmadığını söylemişti. Peki Sezgin'in çağrısının CHP'nin web sitesine koyulması için neden ağırlığını koymadı veya koyamadı? Sezgin'in sözlerinin arkasında durduğunu ve neticede parti içi kararlarda son söz sahibi olduğunu bu vesileyle anlatamaz mıydı? Açıkcası kendisine yakışan buydu. Ama nasıl olsa muhabirler metni okudular gerek yok şeklinde, bence oldukça tutarsız mırıltılarla, CHP'liler olayı geçiştirmeye çalışıyorlar. Bu gidişle Sezgin gibileri partide ne kadar barınabilir bilmiyorum doğrusu.

        Fakat anladığım kadarıyla Sezgin partiye zarar vermek istemediği için meseleyi büyütmemek arzusunda. Bu yüzden ısrarlı sorularımıza cevap vermemeyi yeğledi. Ancak tutuklu vekillerin salınmamasıyla tırmanan krizin çözümüne dair ilginç tespitlerde bulundu. "Ağustos kritik bir öneme sahip" diyen Sezgin, 2 Ağustos ve 8 Ağustos tarihlerine dikkat çekip tutuklu altı BDP'li vekilin ve tutuklu iki CHP'li vekilin duruşmalarının olacağına işaret ederek mahkemelerin tutukluluk kararını bozabileceklerinin altını çizdi. "Vekillerin salınmasıyla birlikte Meclis Başkanı Cemil Çiçek yetkisini kullanarak Meclis'i olağanüstü toplantıya çağırıp BDP'li vekillerin ve Mustafa Balbay ile Mehmet Haberal'ın yemin etmesini sağlayabilir. Kriz de böylece sona ermiş olur" dedi.

        Keşke... Ama ağustosa daha zaman var. Bu arada daha fazla kan akmaması için Sezgin'in dediği gibi savaş dilini terk edip hepimiz barış dilini konuşmalıyız. Oyuna gelmemeliyiz. Şehit ailelerine tekrar başsağlığı ve sabır diliyorum. Allah herkesin evladını korusun.

        Diğer Yazılar