Suriye'yi uyarmadan birkaç soru
BUGÜN Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu, Şam'a son derece kritik bir ziyaret gerçekleştirecek. Esad rejiminin en son Hama'da yaptığı katliamın ardından Ankara'nın sabrı iyice taşmış görünüyor. Davutoğlu, savunmasız sivillerin üzerine tanklar sürdüren, ateş açtırıp öldürten Suriyeli diktatöre, Başbakan Erdoğan'ın ağzından son derece sert mesajlar iletecek. Başbakan'ın ifadesiyle, "Bundan sonraki süreç, verilecek cevap ve uygulamalara göre şekillenecek". Şimdiden Esad'ın siyaset ve medya danışmanı Bouthina Şaban, rejimin bu uyarıları alttan almayacağının sinyalini verdi. "Aynı sertlikte cevap veririz" mealinde sözler sarf etti.
Komşumuzda aylardır süren kıyım karşısında vicdan sahibi herkes, Erdoğan ile Davutoğlu'nun duyduğu acı ve öfkeyi mutlaka paylaşıyordur. Türkiye'nin bugüne kadar yaptığı telkinlere kulak tıkayan Esad, cinayet şebekelerini halkın üzerine sürmeye devam etti. Aralarında çocuklar da olmak üzere en az 2 bin kişi öldürüldü. Varılan noktada "sabrının son noktasına" gelen Türkiye ne yapabilir?
Rejime silah gitmesini engelleyebilir, engelliyor da. Uluslararası camia tarafından yürürlüğe sokulan ekonomik yaptırımları uygular, Şam'dan büyükelçisini çeker, ya sonra? Türkiye, Suriye'yi bir şekilde tehdit ederken A ve B planı nedir? Eğer rejim değişikliğinden söz ediyorsak (ki bu ihtimal sıfırın altında) bunu tek başına yapacak değil herhalde. Libya'da olduğu gibi uluslararası bir koalisyon oluşturulması gerekir, hukuki zemin gerekir.
Bu yönde gelişen bir iradeden söz edebilir miyiz? Libya'da fena halde çuvallayan NATO, bir de Suriye ile mi uğraşacak? Kaddafi yerli yerinde duruyor. Gece devlet televizyonlarına çıkıp kahkahalar atarak tavla ve satranç oynuyor. Muhalifler, Batı'dan para aktığından beri birbirlerine düşmeye başladılar. Batı basını, Libya fiyaskosunu NATO'nun ilk yenilgisi olarak tanımlıyor şimdiden. Zaten Batı son günlerde ağız değiştirerek, "Kaddafi ülkede kalabilir" gibi laflar etmeye başlamadı mı? Son yılların en derin ekonomik kriziyle boğuşan Avrupa Birliği ile Amerika, olası bir Suriye operasyonu için kendi seçmenlerini nasıl ikna edecek hem?
Suriye'deki dengeler Libya'dan çok daha karmaşık. Baas diktatörlüğünün başındaki Nusayri azınlık, başta Hıristiyanlar olmak üzere birçok kesimle ittifak kurmuş durumda. Karşılıklı çıkara dayalı bu ittifakların çözülmesi epey zaman alacağa benzer. Suriyeli Kürtlere gelince, her ne kadar muhalefetle dirsek teması içerisinde olsalar dahi olayların dışında kalmayı yeğlediler. Rejime henüz bayrak açmış değiller. Temkinli bir bekleyiş içerisindeler.
Kafes içerisinde mahkeme önüne çıkan Mısır'ın devrik diktatörü Hüsnü Mübarek ve asılan Iraklı zulümdaşı Saddam Hüseyin örneklerinden yola çıkan Esad'ın, muhaliflere karşı sonuna kadar direneceğini kestirmek için kâhin olmak gerekmiyor. Esad'a "onurlu" bir çıkış yolu sunmadan Suriye'deki krizin durulacağı yok gibi. Tam bu noktada Esad'ı ikna ederken muhaliflere gaz vermektense, fasulyeden de olsa vaat ettiği reformları yürürlüğe sokmasına zaman tanımaları için onları da ikna etmek gerekmez mi acaba?
Bir de İran var. Kimilerine göre Hama'ya giren tanklar sadece Esad'ın değil aslında rejimin en yakın müttefiki İran'ın gövde gösterisiydi. Tahran'dan gelen mesaj gayet net: "Karşınızda ben varım." Son kertede Esad'ın bu koşullarda devrilmesi ne İran'ın, ne İsrail'in, ne de Türkiye'nin işine gelir. Zira ardından patlayabilecek mezhep kavgaları başta Hizbullah'ın at oynattığı Lübnan olmak üzere bütün bölgeye yayılabilir. Irak'ta aynı filmi seyretmedik mi? Bu durumda ne yapmalı peki?
Akan kanın karşısında elbette susacak değiliz. Suriyeli mültecilere kapılarımızı daima açık tutmalıyız. Ama şu gerçeği de göz ardı etmemeliyiz. İster İsrail tarafından olsun, ister İran, ister Amerika, şiddetin her daim siyasi bir araç olarak kullanıldığı Ortadoğu coğrafyasında birilerini uluorta uyarırken inandırıcı olabilmek için aynı kanlı oyunlara bulaşmak gerekiyor. 1 Mart Tezkeresi'ni buruşturup atan Türkiye direkten döndü. Tam tersi, yumuşak gücüyle bölgede yükselmeye başladı. Hak yolundan asla sapmamalıyız.