Amerika'nın Irak'a yaptığını Suriyelilere yapmayın
DÜN Türkiye'de yerleşik Suriye muhalefetinin temsilcilerinden Khaled Khoja ile sohbet ederken bir an bu cümle geçti aklımdan. Neden mi? Hatırlarsanız birinci Körfez Savaşı'nda Irak'taki Şiilere ve Kürtlere ayaklanma çağrısı yapan baba Bush, ardından pişkin pişkin Saddam'ın Şiileri ve Kürtleri katletmesine seyirci kalmıştı. Yüz binlerce Kürt can havliyle Türkiye sınırına yığılmıştı. Saddam da bir 12 sene daha iktidarda kalmıştı.
Khoja ile Türkiye'nin Suriye'de akan kanı durdurmak için neler yapabileceğini tartışırken başta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Türkiye'nin Esad rejimine karşı gittikçe sertleşen tonunun Suriyeli protestocuları yüreklendirdiğini anlatıyor. Ne var ki Türkiye, Suriye halkına "Ayaklanın" demiyor. Rejime "Kanı durdurun" diyor. Dolayısıyla bu anlamda Bush ile karşılaştırmak Khoja'nın da ifade ettiği gibi hakkaniyetsiz olur. Zaten Türkiye şiddetin mart ayında patlak verdiğinden beri Esad'a, halkına uyguladığı vahşeti sonlandırması için sayısız telkinde bulundu. Ancak Esad tam tersini yaptı. Kıyıma devam ediyor.
Peki Esad ile ipleri koparma noktasına getiren Türkiye, vahşeti engellemek için ne yapabilir? Geçtiğimiz hafta İstanbul'da Suriye Ulusal Meclisi'nin kuruluşunun açıklandığı toplantıya benzer muhalefet etkinliklerine ev sahipliği yaparak rejimi baskılamaya devam edebilir. Ancak en son yazımızda belirttiğimiz gibi muhalefet son derece dağınık ve bölünmüş durumda. Lider olarak muhatap alınabilecek kimse yok. Muhalefetin Katar merkezli ayağı Esad'a reformları hayata geçirip iktidardan çekilmesi için ültimatom verilmesi gerektiğine inanıyor. Bu grubun arkasında Rusya ve İran'dan ödü kopan Katar olduğu söyleniyor. Fransa da bu "orta yolcu" oluşumu kısmen destekliyor.
İstanbul merkezli diyebileceğimiz Suriye Ulusal Konseyi ise Baas rejiminin devrilmesi için bastırıyor. Protestocularla yakın temas içerisinde olduğunu savunan bu grup bizim iddia ettiğimizin aksine Suriye Ulusal Meclisi toplantısına katılımın geniş olduğunu, Kürtler ve liberal sol gruplar dahil olmak üzere meclise destek verdiklerini söylüyorlar. En büyük eksiğin, meclise henüz yeşil ışık yakmayan Müslüman Kardeşler olduğunu ekliyorlar. Ancak Müslüman Kardeşler de aralarında bölünmüş vaziyette.
Farz edelim ki muhalefet grupları, aralarındaki anlaşmazlıkları çözdü. Esad devrilir mi? Muhalifler Esad'ın alaşağı edilebilmesi için ordunun rejim karşıtı saflarda yer alması gerektiğini vurgularken Libya'da olduğu gibi dışarıdan müdahale gerektiğini savunuyorlar. Halihazırda bazı subayların orduyu terk ettiği haberleri geliyor. Suriyeli muhaliflerin iddialarına göre bu subayların Türkiye ve Ürdün yakınlarında kampları bulunuyor. Eğer onlara dışarıdan silah ulaştırılırsa ve iki bölgeyi birleştiren dış destekli bir "güvenlik koridoru" kurulursa arada sıkışan Baas güçleri rejimle birlikte çöker. Bu planın en kritik ayağı ise birinci Körfez Savaşı'nın ardından Irak üzerinde güneydeki Şiileri ve kuzeydeki Kürtleri Saddam'dan korumak için oluşturulan uçuşa yasak bölgelere benzer bölgeler ilan etmek. Bu sayede muhalif güçler rahat rahat nefes alıp örgütlenir.
Bu senaryoya karşı çıkanlar ise bunun iç savaşı tetikleyeceğini, zira Esad'ın o kadar kolay pes etmeyeceğini belirtiyorlar. Ve Lübnan sınırında konuşlanan ve rejimi destekleyen Hizbullah güçleri "Ne olur peki" diye soruyorlar haklı olarak. Dolayısıyla "Türk ordusu şimdiden girsin, Şam'a kadar ilerlesin rejim anında diz çöker. Can kaybı en az düzeye çekilir ve sorun hallolur" tezini savunuyorlar. Yüz ifademden dehşetimi okuyan muhaliflerden biri, "Ordunuzu sınıra yığsa-nız yeterli olur. Daha önce yaptığınızda (1998 yılını kastediyor) Suriye korkudan Öcalan'ı kovdu" hatırlatmasında bulunuyor. Evet ancak o tarihte İsrail diye bir müttefikimiz vardı.
Suriye'de kan nasıl durdurulur? Bazı çevreler bu işi neden sadece Türkiye'ye havale etmek istiyor? İsrail'den neden "bir şeyler" talep edilmiyor? Neticede Suriye onların en büyük düşmanlarından biri değil mi? Aksine Esad demek, İsrail için istikrar demek. Hele hele Mısır ve Türkiye'yi "kaybettikten" sonra. Berbat denklem bu. Siviller can vermeye devam ediyor. Elimiz kolumuz bağlı topluca seyrediyoruz... Nereye kadar?