Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        TÜRKİYE'nin son zamanlardaki Suriye politikası tam da böyle özetlenebilir. Geçtiğimiz hafta sonu Suriye ordusundan kopan güçlerin kurduğu Hür Suriye Ordusu lideri Albay Riyad el Esad ile yaptığım mülakat gazetemizde yayınlandı. Suriye sınırına yakın bir kampta yaşayan Esad bana Suriye ordusuna yönelik saldırıları kendisinin düzenlediğini iddia etmişti. Cuma günü ise Albay Esad'ın faaliyetlerini anlatan bir yazı The New York Times Gazetesi'nde yer aldı. Haberde Albay'ın güçleri sanki Türkiye üzerinden Suriye'ye sızıyormuş gibi ifadeler yer aldı. Haberi kaleme alan Liam Stack, Albay Esad'la yaptığı röportajın Türk Dışişleri Bakanlığı tarafından ayarlandığını belirtti. Dışişleri yetkililerinin rahatsız olduğunu tahmin etmek zor değil. Zira söz konusu haber Türkiye'nin komşu bir ülkede rejim değişikliğini teşvik etmekten öte neredeyse silahlı mücadelenin bizzat hamiliğini yaptığını ima ediyor.

        Peki gerçek nedir? Türkiye tam olarak ne yapmaya çalışıyor? Resmi açıklamalara baktığımızda Türkiye, Albay ve yanındaki elli küsur Suriyeli asker ve ailelerini "koruyor" ve "insani yardımda" bulunuyor. Tıpkı 6 farklı kampa dağılan 7 bini aşkın Suriyeli mülteci için yaptığı gibi. Benim gözlemlediğim kadarıyla Esad'ın bulunduğu kamp da diğerlerinden farksız. Etrafında ne tel örgü var ne de askeri faaliyetlerin yürütüldüğüne dair herhangi bir başka ipucu. Cep telefonuyla askeri ayaklanmanın yönetildiğine ilk kez şahit oluyorum.

        Ama gelin görün ki Albay, Türkiye topraklarında oturup "10 bini aşkın ordudan kopan subay var emrimde" diyebiliyor, dış dünyadan askeri yardım talebinde bulunabiliyor ve "Suriye üzerinde uçuşa yasak bölge ilan edin" diyebiliyor. Türk devletinin onayıyla bunları yabancı gazetecilere anlatabiliyor. Türkiye yine de Albay ve arkadaşları diğer mültecilerden farksızmış gibi bir havaya bürünüyor.

        Teybi geriye saralım. Evet, başta Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu olmak üzere Türkiye, Esad'a kanı durdurması için elinden gelen yardımı yaptı. Şimdi ise rejimin fişini çekmiş bulunuyor. Hesabını Esad'ın düşüşü üzerine kuruyor. Ve yumurtalarını tümüyle daha yeni yeni şekillenen Suriye muhalefetinin sepetine koyarak tam bir kumar oynuyor. En azından görüntü bu. Görüntü diyoruz, çünkü örneğin Başbakan Erdoğan, Suriye'ye yönelik yeni tedbirleri tam ilan etmesi beklenirken sanki Esad'ı yola getirmeye çabalayan Arap Ligi'ne zaman tanıdı gibi. Bu çerçevede her gelen yabancı heyet ve gazetecinin önüne çıkarılan Suriyeli Albay, sanki daha ziyade rejim üzerinde pres yaratmak için kullanılıyor. Esad'ın aklını başına toplaması için son bir hamle yapılıyor.

        Esad er veya geç iktidardan düşecek. En son Libya'da görüldüğü üzere tarih zalimlerin aleyhine akıyor. Ama Suriye ile ilgili kritik soru şu: Esad hangi hızla ve hangi şekilde gidecek? Bu sorunun cevabı Türkiye'nin bekasını da ilgilendiriyor.

        Esad öyle kolay lokma değil. Dış askeri müdahale olmadan rejimin çözülmesi olası görünmüyor. Hele hele Esad İran, Çin ve Rusya'yı arkasına almışken. Tam da bu yüzden NATO müdahaleye hiç sıcak bakmıyor. Savaş yorgunu Amerika öncü rol üstlenmek istemiyor. Batı tarafından Türkiye'nin kulağına fısıldanan "Sen bu işi yap, biz de seni destekleriz" şeklinde. Bu sütunda defalarca bu tür gazlara gelmeyip maceralardan uzak durmamız gerektiğini savundum. Ancak varsayalım ki katliamlar arttı. Türkiye de Suriye topraklarına girerek muhalifler için güvenli bir bölge oluşturmaya mecbur kaldı. Haritaya şöyle bir göz atalım: Muhalifler sınırımıza yakın İdlib'de güçleniyor. Bir de Halep'in güneyinde Humus ve Hama'da. Ancak bu iki bölge rejimin halen sıkı denetiminde olan Halep ve Şam arasında kalıyor. Bir de Alevilerin çoğunlukta olduğu liman şehri Latakya var.

        Bu üçgen arasında sıkışıp kalacak olan muhalif güçler için güvenli bölge nasıl kurulur? Sırf sınır hattında İdlib merkezli olsun derseniz sınırdaş olduğumuz Suriye'nin Kürt bölgesi ne olacak? Uzmanlara göre Kürtler muhalefete katılırsa rejim çok daha kolay devrilir. Hatta Kürtler kilit rolde. Ancak yıllarca yok sayılan Suriyeli Kürtler, kimlik diye bastırdığı için Sünni Araplarla bir türlü anlaşamıyorlar. Kürtlerin bu taleplerine malum sebeplerden ötürü Türkiye de soğuk bakıyor. Oysa Suriyeli Kürtlere bu haklar tanınsa Suriye'de kurulacak yeni düzen bir o kadar daha sağlam olur. PKK, Suriyeli Kürtler için cazibesini yitirir. Bu da farklı bir yazı konusu.

        Diğer Yazılar