Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BU cümle dün görüştüğüm Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg’e ait. Kendisi medyamızın nedense pek ilgi göstermediği 31 sayfalık “Türkiye’de Adalet Yönetimi ve İnsan Haklarının Korunması” başlıklı 10 Ocak günü yayınlanan raporun sahibi. Uzun tutukluluk sürelerinden tutun terör eylemleri ve ifade özgürlüğü arasında neredeyse kaybolan çizgiye dek pek çok konuda Türk yargı sistemini sert biçimde eleştiren İsveçli Hammarberg, Hrant Dink’i anma törenlerine katılmak üzere ülkemize gelmiş. Kalemi balyoz gibi ama kendisi inanılmaz yumuşak bir insan.

        Geçtiğimiz ekim ayında raporu kalem almak üzere Türkiye’ye geldiğinde Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile görüşen Hammarberg, Ergin ile “son derece iyi işbirliği” yürüttüğünü ifade etti. Ayrıca bakanı “samimi” bulduğunu ve “problemlerin son derece farkında” olduğunu ama buna karşılık belki çevresinin “ön açıcı” olmaması ihtimalinden söz etti. Hammarberg’in bu ifadeleri bana epey ilginç geldi. “Ergin reform yapmak istiyor da onu frenleyen mi var?” Hammarberg bu sorumuzu cevapsız bıraktı. Ergin’in son açıkladığı yargı reformu paketine gelince... Hammarberg, “Medyadan izlediğim kadarıyla doğru yönde atılmış ama yetersiz adımlar” yorumunda bulundu. Türk yargı sisteminin sil baştan ele alınması gerektiğini savunan komiser, “Ahmet Şık ve Nedim Şener hiçbir şekilde tutuklu yargılanmamalı; zira bu durumu gerektirecek ne yeterli delil var ne de delilleri ortadan kaldırma veya Türkiye’den firar etme durumları var” dedi.

        AK Parti’nin iktidara ilk geldiğinde önemli reformlara imza attığını vurgulayan komiser, 12 Haziran seçimlerden sonra reformlara devam edileceğini umarken tam tersi olduğunu ifade ederken “Peki neden sizce?” diye sorduğumuzda yine cevap vermemeyi yeğledi. Özetle siyasi yorumlarda bulunmak istemedi. Ancak sonucu “hayal kırıklığı” şeklinde nitelediği Hrant Dink davası konusunda son derece önemli bir noktaya değindi.

        Hatırlarsanız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 2010 yılında Türkiye’nin Dink davası sürecinde gerçek sorumluların ortaya çıkarılması için yeterli soruşturma yapılmadığına ve devletin Hrant Dink’in yaşamını koruma yükümlülüğünü yerine getirmediğine hükmetmişti. Türkiye’yi Dink Ailesi’ne 133 bin Euro ceza ödemeye mahkûm eden AİHM’nin verdiği kararlar, Türkiye açısından bağlayıcı ama buna rağmen 17 Ocak günü görüldüğü üzere Türk mahkemeleri AİHM’nin ikazlarına kulak tıkamış. Adeta meydan okumuş. Hrant’ın katledilmesini sıradan bir cinayet gibi ele almış, gerçek azmettiricileri ne aramış, ne dokunmuş. Oysa Hammarberg’e göre bu durumlarda yargının AİHM’nin itirazları doğrultusunda derhal harekete geçmesi lazımdı. Bu tablodan çıkardığım sonuç şu: Türkiye gitgide Avrupa Birliği projesinden uzaklaşıyor, AB’ye girmek için yapılması gerekenleri yavaşlatıyor ve mevcut yükümlülüklerini de hafife almaya başlıyor. Varılan noktada Hammarberg’in de bizlere ifade ettiği gibi Avrupa Birliği’nin elbette de payı var.

        Özellikle de Fransa’nın. İyi de AB’nin bu ikircikli tutumu karşısında Başbakan Erdoğan sanırım 2005 yılıydı, “Kopenhag kriterleri olmazsa biz Ankara kriterleriyle yolumuza devam ederiz” dememiş miydi. AK Parti iktidarı sahiden askeri vesayeti sona erdirmekten tutun PKK ile masaya oturmaya kadar bu kararlılığı sergilemişti. Peki AK Parti iktidarı ne oldu da yön değiştirdi? Hapislere tıkılan 100’e yakın gazeteci, 500’e yakın öğrenci ve aralarında seçilmiş belediye başkanları olmak üzere binlerce Kürt siyasetçi ve aktivist. Bu yeni kriterlere bir isim buldular mı acaba? Merak ediyorum.

        Diğer Yazılar