Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        FRANSA Senatosu’nun, resmi olarak soykırım olarak adlandırılan tüm kıyımların inkârını yasaklayan ceza kanunu teklifini kabul etmesi üzerine küplere bindik. Ben de bu kanunu ifade özgürlüğü temelinde kınayanlardan biriyim. Özünde Müslüman düşmanı olduğundan derin şüphe duyduğum Sarkozy’den de zerre kadar hazzetmiyorum. Yine de itiraf etmeliyim ki bu konuda bocalıyorum. Hatta cereyan eden müthiş çifte standartlar karşısında neredeyse “Kanunun geçmesi bir yanıyla da hayırlı oldu” diyebilecek kıvama geliyorum. Nedenlerini açıklayayım. Farz edin ki kadın, yaşlı, çocuk, bebek demeden kendi devletiniz sülalenizi barbarca katletti, çöllere sürdü, mallarına el koyup başkaları arasında paylaştırdı. Kısacası, ait olduğunuz etnik azınlığın bazı üyelerinin devletinize karşı silahlanmasının faturası hepinize en ağır biçimde ödetildi. Ama devletiniz, “Hayır böyle bir şey yaşanmadı, tümüyle yalan” diyerek esas kendi attığı yalanı on yıllarca okullarda mutlak gerçek diye öğretti.

        Yabancı akademisyenlere çuvalla dolarlar dağıtıp bu tezi destekleyen kitaplar yazdırdı. Nasıl hissederdiniz? İnkâr duvarı karşısında başka devletlerin (hangi iç hesaplarla olursa olsun) bu yaşadığınız felaketi tanıması, teyit etmesi size bir nebze teselli olur muydu olmaz mıydı? Birçok Ermeni için mesele tam da böyle. Dertleri mal mülk, tazminat değil. Yaşanan acıların kabulü ve bir kuru özür. Biraz empati kurmak yerine Hrant Dink’in Fransız yasasına karşı çıkarak, “Bu yasa geçtiği takdirde kendisinin de Fransa’ya gidip ‘1915 soykırım değildi’ diye haykıracağı” sözlerine sığınıyoruz.

        Ermenileri ya bizdensiniz ya da değilsiniz noktasına vardırıyoruz işi. Oysa Hrant da 1915 olaylarını soykırım olarak niteliyordu. Bu yüzden Türklüğü aşağılamak suçundan bilmem kaç tane davayla yargılanıyordu. Hrant’ın derdi ifade özgürlüğüydü, Türkiye’nin resmi tezlerini savunmak değildi. O tezlere karşı çıkarak canından oldu. Çifte standart dedik: Hükümetimiz de Fransa’da ifade özgürlüğünün katledildiğini söylüyor. Ya Türkiye’de? Hapislerde halen meçhul nedenlerle çürüyen gazetecileri, akademisyenleri, Ahmet’i ve bir deri bir kemik kalan Nedim’i, Büşra Hoca’yı ve Ragıp Zarakolu’yu bir kenara koyalım, Hrant’ın ölümünün birinci yıldönümünde “Evet, bu ülkede Ermeni soykırımı olmuştur” diyen yazar Temel Demirer hakkında TCK’nın 301 ve 216/1 maddeleri uyarınca dava açılmış ve halihazırda yargılanıyor.

        Taraf Gazetesi yazarı ve sevgili dostum Lale Kemal, “Geçtiğimiz günlerde Dersim için özür dileyen Başbakan, Ermenilerden de devlet adına özür dileyebilmeli” dedi. Haklı. Yoksa, Dersim katliamında iktidarda Atatürk ve CHP vardı, onlara vurmak bugünlerde artık oy kaybettirmez ama “gâvur” Ermenilere sahip çıkmak muhafazakâr milliyetçi oyları kaybettirir; ondan mıdır bu çifte standart? Allah bilir. Ancak bunca toplumsal desteğe sahip biri olarak dahası askeri vesayet halen sürerken Kürt meselesi konusunda “Devletin hataları olmuştur” diyebilen Erdoğan, neredeyse bir asır önce yaşanan bu trajedi için neden özür dileyemesin.

        Hrant’ın cenazesine katılan yüz bine yakın kişi aslında bu tavırlarıyla tam da bunu yapmıyorlar mıydı? İnkârcılığın uluslararası bağlamda yarattığı sorunları bir yana koyalım, Ermeni meselesi her şeyden önce bir vicdan meselesi. Evet aynı cümleyi kurmaktan bıkmadım, bıkmayacağım. Başarılı ve hakkaniyetli lider, sadece toplumun arzularına göre değil, toplumu yönlendirerek hatta bazen topluma rağmen olunur. Malatya’ya kurulan NATO radar sistemi başka nasıl izah edilir?

        Diğer Yazılar