Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın KCK davası kapsamında sorgulanmak istendiğinde kalın kalın “büyük kriz” anonsları yapılıyordu gazete manşetlerinde. Evet bir kriz vardı. Ama Başbakan’ın Fidan’ı koruma amaçlı “kişiye özel” yasa hamlesiyle birlikte kriz tamamıyla bitmemiş olsa dahi dondu diyebiliriz. Zira Başbakan’ın demokrasi ve hukuk açısından oldukça problemli bu resti karşısında MİT’i hedef alanlar, tansiyonu yükseltmemeyi kararlaştırdılar.

        Tüm olup bitenler demokratik bir Anayasa’ya ve gerçekten bağımsız yargıya olan ivedi ihtiyacımızı yeniden gözler önüne serdi. Krizin müspet sonuçlarına gelince... Önce bir parantez: Bundan böyle talimat Başbakan’dan gelse dahi hiçbir bürokrat “Hapsi boylarım” korkusuyla PKK’yla gizli görüşmelere oturmaz. PKK’yla diyalog süreci artık tarihe gömüldü. Başbakan Tayyip Erdoğan, halkın yüzde 50’sinin desteğiyle iktidarda kaldığı sürece istediği anda yeniden PKK’yla diyaloğa girebilir. Buna emir kulları olan bürokratlar karşı gelemez. Hakan Fidan da bir emir kulu. Emniyet Genel Müdürü de öyle. Onlar gider başkaları gelir. Ama Başbakan’ın dediği olur. Gerisi hikâye. Krizin faydalarına dönecek olursak: 1. Sık sık şeffaf olmadığına dair eleştirilerle karşı karşıya kalan Fethullah Gülen hareketi hiçbir zaman olmadığı kadar kamuoyunda tartışıldı. “Kol kırılır yen içinde kalır” misali her tür olumsuz yorumun, AK Parti’yle çekişmelerinin dışa vurmaması için gayret sarf eden Gülen hareketi, bunun mümkün olmadığını anlamaya başladı. Zamanla buna alışacaktır da. Cin şişeden çıktı.

        2. MİT kriziyle birlikte kaçınılmaz olarak hareket içerisinde de bir özeleştiri, sorgulama döneminin başlaması muhtemeldir. Kimbilir “problemli unsurlardan” arınma süreci de. Neticede siyasete buluşmak, güç peşinde koşmak, beraberinde kirlenme riskini getirir. Bu harekete bağlı binlerce insan Afrika çöllerinde, Afganistan ve Pakistan gibi tehlikeli yerlerde çok az paraya en zor koşullarda canla başla gerçek bir hizmet sunuyorlar. Kaliteli eğitim veriyorlar. Dindarına da dinsizine de. Bizzat şahit oldum. Onların özverisi üzerine bina edilen ve Ergenekoncu zihniyetin tüm çabalarına rağmen oluşan olumlu imajın yerle bir edilmesini, hareket içerisinde akıl ve vicdan sahibi kimse istemez herhalde. 3. Krizin bir olumlu getirisi de şu oldu: AK Parti cephesi Hakan Fidan’ı sahiplenirken PKK ile diyalog sürecini de sahiplenmiş oldu. Ve farkındaysanız kamuoyunun pek bir tepkisi olmadı.

        Demek ki Kürt sorununu barışçıl yöntemlerle çözmek halen mümkün. Zaten başka yolu yok. Peki bunu PKK’yı ve Kürt siyasal hareketini dışlayarak başarmak mümkün mü? Hükümet ile Gülen hareketi arasında yaşanan sürtüşme ve güvensizlik, kısmen de olsa sanki bu sualde gizli. Deniyor ki, Gülenciler AK Parti’nin son zamanlarda Kürt sorununa yönelik güvenlik ağırlıklı politikasına karşı çıkıyor. Reformların özellikle kültür temelinde sürmesini istiyor. Hatta Fethullah Gülen geçtiğimiz günlerde Kürtçe eğitim için çağrıda bulundu. Ama beri yandan cemaate yakın olduğu iddia edilen emniyet ve yargıdaki unsurların KCK operasyonları tam gaz sürüyor. Bunun nedeni de gözlemleyebildiğim kadarıyla şu; Kürt sorunu PKK’sız çözülsün isteniyor. Çünkü Güneydoğu’da cemaatin faaliyetlerinin kendisine zemin kaybettirdiğini gören PKK, Gülen hareketini düşman ilan etti.

        Ve geçen sene Silopi’de cemaate yakın bir öğrenci yurduna saldırı düzenledi. Basına yansımayan buna benzer başka olaylar da yaşandı. Hal böyleyken PKK’yla masaya oturan AK Parti iktidarına karşı bir güven kaybı yaşandı. KCK operasyonlarıyla birlikte dayatılmak istenen ise PKK’sız bir çözüm.

        Nuray Mert’e

        SEVDİĞİM ve saydığım meslektaşım Nuray Mert’in Milliyet tarafından pasifize edildiğine dair spekülasyonlar var. Olayın tam olarak ne olduğunu bilmemekle birlikte entelektüel hayatımıza zenginlik, özgünlük, ruh ve evet mertlik katan Nuray Mert’in sesine her zamankinden çok ihtiyacımız var.

        Diğer Yazılar