Diyarbakır'da fırtına öncesi sessizlik
DİYARBAKIR'da hava uzun zamandır olmadığı kadar gergin. KCK davası kapsamındaki tutuklamalar tam gaz sürerken zihinlerdeki soru şu: "Sıra bana ne zaman gelecek?"
Diyarbakır'da ilk durağım hükümetin baskısıyla medya tarafından artık yok sayıldıklarını iddia eden Barış ve Demokrasi Partisi İl Başkanlığı. Beş ay önce seçilen İl Başkanı Zübeyde Zümrüt, tipik bir BDP politikacısı. Örgüt propagandası iddiasıyla hapis yatmış. En son BDP il binası polisler tarafından basıldığı ekim ayında olmak üzere defalarca gözaltına alınmış. "İfade verdiğim 50 üstünde dava var, yargılandığım davaların sayısını ise artık aklımda tutamaz oldum" diyor Zümrüt ve ekliyor: "Eskiden karşımızda asker üniforması vardı, şimdi polis üniforması; kıyafetler değişti ama devlet aynı devlet."
AK Parti'nin son dönemde uyguladığı sertlik yanlısı politikalar, Kürt siyasal hareketini ilk bakışta sindirmiş görünüyor. Özellikle PKK lideri Abdullah Öcalan'ın ya kendi iradesiyle veya devletin dayatmasıyla -halen bilinmiyor-sahneden çekilmesi, Kürt siyaset ekranında karlı bir kareyi sabitledi. Kürtler adına artık kim konuşuyor? Kandil mi? Avrupa mı? BDP mi? "PKK'nın da son aylarda dramatik bir şekilde eylemlerini azaltması, Kürtlerin devlet karşısında yelkenleri suya indirdiği" algısını pekiştirmeye başladı. (Oysa son derece sert geçen kış, zaten eylemlere elverişli değildi.) Bu hava özellikle AK Parti'ye yakın medya tarafından pompalanıyor. Hedef kitle, Türk kamuoyundan ziyade Kürtler. PKK'ya ve BDP'ye süren halk desteğini kırmak. Bu stratejinin bir diğer ayağı da Kürt gençleri. Bu noktada hem güvenlik güçleri hem de PKK'nın çocukları alet eden karanlık oyunlarını sonraki yazılarımda sizlerle paylaşacağım.
Peki her şey uzaktan göründüğü gibi mi? Güneydoğu'da geçirdiğim birkaç gün bende hiç de öyle olmadığını hissettirdi. Yazımın başlığında ifade ettiğim gibi, fırtına öncesi sessizlik hâkim. Herkes 18 Mart'ta kutlanacak Nevruz'a odaklanmış durumda. Bu yıl Nevruz'un PKK için bir gövde gösterisine dönüşeceği görüşü yaygın.
Kutlamalar şimdiden start aldı. BDP ayın 18'ine kadar sürecek mahalle kutlamaları düzenliyor.
Polis gerginliğin şiddete dönüşmemesi için her türlü tedbiri şimdiden almaya başladı. Olası provokasyonları önlemek için de bu yıl yine kutlama meydanlarında halk ve panzerler arasını mesafeli tutacakları gelen bilgiler arasında.
BDP nin Anayasa Komisyonu temsilcisi Avukat Meral Beştaş yine de endişeli: "Halk son derece öfkeli ve ne yazık ki mahalle sohbetlerinde görüştüğüm insanlar bana hep 'Bahar geliyor' diyorlar."
"Bahar geliyor" derken PKK'nın eylemlerini yeniden başlatarak baskı politikalarına cevap vermesi umudu söz konusu imiş. Her türlü silahlı eyleme, yönteme şiddetle karşı olduğunu vurgulayan Beştaş şöyle sürdürüyor sözlerini: "Kürt siyasetçilerinin hepsini tutuklarsanız, legal siyaset kanallarını tıkarsanız halk da tek dayanağı olarak dağdakileri görmeye başlıyor yeniden."
Reformların askıya alınmasıyla birlikte Güneydoğu da gözaltında işkence ve kötü muamele dahil olmak üzere hak ihlalleri artıyor. İHD temsilcisi Raci Bilici'nin tespitlerine göre, bölgede toplam gözaltısı sayısı 2010 yılında 3700 iken 2011 yılında 6300'e yükselmiş.
Ve her ne kadar AK Parti, Kürtçe dilinin üzerindeki yasakları hafifletmiş olsa dahi baskılar sürüyor. Örneğin, Erzurum da Nevruz kutlamasında sahne alan Seyithan Karataş, söylediği Kürtçe şarkılar nedeniyle "örgüt propagandası yapmak" iddiasıyla eylül ayında çıktığı mahkemede tutuklama kararı çıkınca kendini Erzurum H Tipi Cezaevi'nde buldu.
Objektifliği ve sağduyusuyla beni her daim rahatlatan Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Şahismail Bedirhanoğlu'na soruyorum bu kez: "Durum gerçekten bu kadar kötü mü?" Cevabı: "Evet, birlikte yaşama duygusu hiç bu kadar azalmamıştı. AK Parti'yi bölgede savunmak güçleşti. Ve AK Parti'nin politikaları Kürtleri kenetledi. Bakınız HAK-PAR, BDP ve diğer Kürt partileri artık birlikte hareket etmeye başladılar."
Evet, Güneydoğu'da tablo bulanık. Yine de ben umudumu koruyorum. Çünkü Başbakan Erdoğan ve AK Parti'yi güçlü kılan özelliklerden biri, çok hızlı dönüş yapıp radikal kararlar alabilmeleri. Hiçbir hükümetin cesaret edemediği adımlar attılar, yine atabilirler. Atmalıdırlar. Sonuçta akıl ve vicdan sahibi herkes biliyor ki, Kürt sorunu çözülmeden Türkiye ne gerçek demokrasiye kavuşabilir ne de huzura.
Not: Yazımı tam gönderirken Ahmet ve Nedim'lerin tahliye kararları çıktı. Yanlıştan geç de olsa dönüldü. Darısı diğer yanlışların başına!