Kürt gençleri, Osman Baydemir ve sağduyunun sesi
GEÇEN perşembe günü Diyarbakır’dan sağduyulu bir ses yükseldi. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü’nün düzenlediği bir sempozyumda, “Çocuğun yeri sokakta eyleme katılmak değil, panzere taş atmak değil, okul bahçesidir” dedi. Baydemir bu sözleriyle bir anlamda PKK’ya da “taş” atmış oldu. Zira örgüte yakın TV kanalları militan parçalar eşliğinde verdikleri panzerlere taş, gaz bombası atan çocuk görüntüleriyle çocukları açıkça şiddete özendiriyor. Verilen mesaj şu: “Taş at sen de kahraman ol”.
“TAŞ AT AJAN OL”
Yoğun kamuoyu baskısıyla geçen yıl yapılan mevzuat değişikliği sayesinde “taş atan terör sanığı” çocuklar artık çocuk mahkemelerinde yargılanıyor. Cezaları hafifletildi. Ama yine de cezaevini boylamaya devam ediyorlar. Çıkınca birçoğu daha da bilenmiş vaziyette dağın yolunu tutuyor. Özetle “taş atan çocuklar” sorunu çözülmüş değil. (Kollarının uzandığı herkese “terörist” damgasını basma özelliğine sahip Terörle Mücadele Kanunu sil baştan yazılmadıkça bu zaten mümkün olamaz.)
Baydemir’in ifadesiyle çocukların taş atması ne kadar doğru değilse, eline taş alan çocuğa, eline sopa alan çocuğa kurşun, gaz sıkmak, onu cezaevine koymak da doğru değildir. İki yanlış bir doğru etmez. Ne yazık ki Güneydoğu’da bazı emniyet güçlerinin yanlışlarda ısrar ettiğini görüyoruz. İddialara göre bölge gençliği arasında PKK sempatizanlığını kırmak için 90’lı yıllarda yürütülen “muhbirlik” kültürü hortlatılıyor.
Diyarbakır, Mardin ve Nusaybin’de bu iddiaları güçlendirecek birçok dosyayla karşılaştım. Örneğin, Ramazan Polat adında Diyarbakırlı bir genç: Geçtiğimiz günlerde emniyet güçleri tarafından muhbirliğe zorlandığı şikâyetiyle Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu.
Dilekçesinde şu ifadelerde bulundu: “31 Aralık 2011 tarihinde polisler tarafından gözaltına alındım. Dört gün sonra mahkeme tarafından serbest bırakıldım. Gözaltında bulunduğum süre içerisinde sivil giyimli beş polis yanıma gelerek beni başka bir odaya götürdü. ‘Bizimle çalış, bize ajanlık yap ayda 5000 TL hesabına yatıralım’ diyerek beni zorladı. Kabul etmedim.”
Polat serbest kaldığından bu yana polislerden biri defalarca hem telefonla hem de yanına gelerek “Ajan olacaksın” demiş, kabul etmediği takdirde “Sana bu memleketi dar ederim” şeklinde tehditler yağdırmış. Polat bunun üzerine İnsan Hakları Derneği’nden yardım isteyerek en sonunda savcılığa şikâyet etmeye karar vermiş.
Benzer iddialar geçen hafta KCK operasyonları kapsamında 23’ü tutuklu 26 kişinin yargılandığı bir davanın ilk duruşması esnasında dile getirildi. Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan sanıklar arasından dört genç ifade verirken polis aleyhinde şok açıklamalarda bulundu. Bunlardan 1993 doğumlu Botan C., “S” adlı polisin kendisinden BDP hakkında bilgi getirmesini istediğini söylemiş: “İstediğim kadar para teklif etti. Baskılara dayanamayıp kabul ettim. Gençleri toplayıp eylem yaptırmak istiyordu. Beni ismini bilmediğim bir kişiyle tanıştırdı. Bize patlayıcı madde eğitimi veriyorlardı. S’nin talimatıyla birçok eylem yaptık.”
Bir diğer kadın sanık Tekoşin B. ise polis tarafından “cinsellikle erkekleri etkileme konusunda eğitim” verildiğini iddia etti. 93 doğumlu Tekoşin, BDP’ye sızıp “Birçok kişiyi partiden uzaklaştırdım” dedi. Gençlerin bazılarının avukatlığını üstlenen Şeyma Ürper, Botan dahil sanıkların birçoğunun aleyhlerinde “gizli tanık” ifadesi ve ihbar mektupları dışında delil bulunmadığını söylüyor.
Hiç aklım almıyor. Polis kendilerine taş atmak üzere neden çocuklara para versin? “Şiddet artsın, AK Parti zayıflasın” diye mi? KCK operasyonlarına bahane üretmek için mi? Veya diyelim ki cezaevinde beraber bulundukları birtakım PKK’lı gençleri yalan ifade vermeye zorladılar. Peki nasıl oluyor da Botan, Nusaybin’de eğitim gördüğü market altı bodrum katının adresine kadar bunca somut detay verebiliyor. Üstelik Terörle Mücadele’de görev yapan “A.” geçtiğimiz günlerde sanık avukatlarından birini arayıp meslektaşlarına yönelik suçlamaların hepsinin doğru olduğunu iddia etmiş. Telefonda benimle görüşmekten çekinen “A.”, biraz vicdanlı ve yürekli olsa da bunu mahkeme önünde anlatsa.