Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        SURİYE konusunda herkes topu birbirine atıyor. Kimse elini taşın altına koymak istemiyor. Türkiye'nin Suriye politikası gittikçe zora giriyor. Pazar İstanbul'da düzenlenen 2. Suriye Halkının Dostları Grubu Konferansı'nın bende yarattığı izlenim buydu. Evet Başbakan Recep Tayyip Erdoğan esti gürledi. Arap Birliği Suriye Özel Temsilcisi Kofi Annan'ın sunduğu yeni planı hedef alarak "Esad rejimini sürdürecek hiçbir planı desteklemiyoruz" dedi. (Annan Planı, Esad'ın gitmesini öngörmüyor.) ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da sert açıklamalarda bulunarak "Esad mutlaka gitmeli" dedi. Suriyeli muhaliflere tıbbi malzeme ve aralarında iletişim araçları temin etmeleri için fon oluşturma kararı alındı. Ve muğlak bir dille olsa dahi Suriye halkının kendi rejimlerine karşı "meşru müdafaa" hakkı tanındı. Yani "Gerekirse rejimden kendinizi korumak için silah kullanabilirsiniz" dendi. Ancak toplantı Türkiye ve hamiliğini üstlendiği Suriye Ulusal Konseyi (SUK) açısından büyük ölçüde bir düş kırıklığıydı. Türk tarafı bunun tersini iddia etse de görüştüğümüz birçok muhalif, duydukları öfkeyi gizlemediler pek. Bu ruh hali zaten SUK Başkanı Burhan Galiyun'un konferans bitimindeki asabi tavırlarından belliydi.

        SURİYE UMUTSUZLAR KONSEYİ

        SUK'un (ve Türkiye'nin) toplantıdan en büyük beklentisi, Suriye muhalefetinin tek meşru temsilcisi olarak kabul görmekti. Bu olmadı. Esad'a Annan Planı'nın uygulanması için son tarih verilmesini istedi. Bu da olmadı. Yerine An-nan'ın kendisinin böyle bir süre koyması için çağrıda bulunuldu. İstanbul zirvesine gelmeyerek muhaliflerle arasındaki mesafenin altını çizen Annan'ın, rejime zaman tanıma yanlısı olduğu sır değil. Esad rejiminin başmüttefikleri Rusya, Çin ve İran zaten İstanbul'da beklenmiyordu. Toplantı sonrasında yayınlanan bildiri, muhaliflerin Suriye içerisinde oluşturulması için bastırdıkları bir tampon bölgeye yer vermedi. Peki neden?

        ABD'nin Suriye'ye herhangi bir askeri müdahaleye sıcak bakmaması, muhaliflerin önündeki en büyük engel. Irak'tan çekilme vaatleriyle iktidara gelen Obama'nın, sonu belirsiz ve ABD askerlerinin hayatlarını riske sokacak dış maceralara sürüklenmeye niyeti yok. Zaten Afganistan'da yeterince başı dertte. ABD askerleri çekildiği takdirde Taliban'ın iktidarı yeniden ele geçireceği artık belliyken, 10 yıldır verilen savaş ve onca kaybedilen canı nasıl izah edileceği tartışılırken Obama'nın en azından yakın tarihte Suriye'de bir şeyler yapacağı ham hayalden öte bir şey değil. Üstelik İran'la uzlaşmak Suriye'den daha acil bir öncelik.

        Ve işte bu yüzden Annan Planı'na omuz veriyor. Aslında Annan Planı sadece Esad için zaman kazandırmıyor. Suriye'de neler yapmayacağını bilen Batı için de zaman kazanma aracı haline geldi. Toplantıyı izleyen Batılı kaynaklar ise Annan Planı'nın esas öneminin Çin ve Rusya tarafından da destekleniyor olmasını vurguladılar. Plana angaje olan bu iki ülke plan uygulanmadığı takdirde bundan böyle Birleşmiş Milletler'de Esad rejimi aleyhinde düzenlenen karar tasarılarını veto etmekte zorlanacaklardır.

        Bu noktada Türkiye'nin muhalefete verdiği açık çek sorunlu hale gelebilir. Zira Batılı kaynaklarımıza göre bir yandan muhalefeti cesaretlendirirken tek başına Suriye halkının yardımına gelemeyecek konumda olan Türkiye, Annan Planı'na bu kadar sert çıkmamalı. Hatta kimilerine göre, Esad'ın yerine durumu kontrol altına alacak herhangi bir başka lider en iyimser senaryo olarak kabul görmeye başlanıyor. Demokrasi başka bir bahara.

        Bir diğer sorun ise muhalefette süren dağınıklık. Pazar günkü toplantıyı izlerken 90'lı yıllarda Irak Kürdistanı'nda yapılan Saddam muhaliflerinin oluşturduğu Irak Ulusal Kongresi toplantılarını anımsadım. Suriye'den farklı olarak Iraklı Kürtler ve çoğunluğu teşkil eden Şiiler, Saddam'a karşı birlikte hareket etmekteydi. Hıristiyanlar ve Yezidiler de muhalif saflarda yer alıyordu. Suriye'de ise durum tam tersi. Suriyeli Kürtlerin ülkede çoğunluğu teşkil eden Sünni Araplarla araları hiç yok. Zaten Suriyeli Kürtler, Türkiye'nin tüm telkinlerine rağmen ne SUK'a katıldılar ne de İstanbul'daki toplantıya.

        Nedeni basit: Yeni dizayn edilecek bir Suriye'de Kürtler özerklik dahil siyasi ve kültürel haklar talep ediyorlar. Sünni Araplar da buna "Hayır" diyorlar. Oysa Türkiye bastırsa belki daha esnek davranabilirler. Ama malum nedenlerden bunu yapmıyor ve tam da bu yüzden Suriye'deki azınlıklar arasında Türkiye'nin mezhepçilik kartını oynadığı yani Müslüman Kardeşler'i kayırdığı kuşkusu var. Bu kuşkuları dağıtmak Türkiye'nin elinde.

        Diğer Yazılar