Uludere'de Anneler Günü
GENEL Yayın Yönetmenimiz Fatih Altaylı geçenlerde köşesinde sormuştu: “Dersim katliamına devletin özür dilemesi için 70 yıl geçmesi gerekti. Uludere’de ölen 34 sivil için de mi bir o kadar yıl geçmesi gerekecek?” Fatih’in bu serzenişi üzerinden üç ay geçti. Roboski (Uludere) katliamı üzerinden ise 137 gün geçti. Devletten hâlâ tık yok. Tık olmadığı gibi soruşturmada bir arpa boyu yol alınmadı. Son gelen haberlere göre Irak sınırında TSK’ya ait F-16 uçaklarının attığı bombalar neticesinde feci şekilde can veren çoğu çocuk sivillerle ilgili soruşturmayı yürüten Diyarbakır Özel Yetkili Başsavcılığı’na İçişleri Bakanlığı ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu’ndan beklenen bilgiler ulaştı. Ancak Genelkurmay Başkanlığı’ndan beklenen belgeler hâlâ gelmedi. Bunlar arasında bombardımanı yapan uçakların kamera kayıtları var. Ama ne hikmetse TSK bu belgeleri halen vermiş değil. İnsansız hava araçlarının olay öncesinde çektiği görüntüleri izleyen TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyeleri, hedef alınanların sivil olduğunun net biçimde ayırt edildiğini savunuyorlar. Hatta komisyon üyelerinden CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu, “Açıkça bir katliam var” demişti. Ne var ki devlet katında şu ana kadar görevinden geçici olarak alınan bir albay haricinde bedel ödeyen Allah’ın tek bir kulu yok. Buna karşılık acının tetiklediği öfkeyle Uludere Kaymakamı Naif Yavuz’a saldıran ölenlerin yakınları, bu anlaşılabilir hareketlerinden ötürü tutuklu olarak yargılanıyorlar. Geçen cuma basın toplantısı düzenleyen BDP Milletvekili Ertuğurul Kürkçü, Roboskililerin mağduriyetine ilişkin yeni bilgiler verdi.
“Uludere köylüleri, askeri ve adli makamların giderek artan baskılarına maruz kalmaktadırlar. Köylüler, Uludere Alay Komutanı tarafından ‘Bu olayı kapatın, unutun’ denilerek şikâyetlerini geri çekmeye zorlanmaktadırlar” dedi. MİT’in sağladığı yanlış istihbarattan ötürü mü, yoksa TSK’dan kaynaklanan hatalar zinciri sonucu mu bu trajedi meydana geldi? Yoksa bir komplo mu söz konusu? Halen bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı 34 insan, Türkiye Cumhuriyeti’ne ait savaş uçakları tarafından öldürüldü. Ama devlet özür dileme gereği duymuyor. Neden? Bu manzara karşısında düşünmeden edemiyorum: Farz edelim ki Türkiye sabrı taşıp Suriye’de tampon bölge kurmaya kalktı. Bunu gerçekleştirmek için Suriye ordusunun uçaksavar sistemlerini imha etmesi gerekir. Çünkü tampon bölgenin güvenliği ancak havadan sağlanır. Tıpkı zamanında İncirlik’te konuşlanan ABD, İngiltere ve Fransa’ya ait savaş uçaklarının Kuzey Irak’ı koruduğu gibi. Peki kendi vatandaşlarını (yanlışlıkla) bombalayabilen Türk ordusu ya Suriye’de benzer bir hataya imza atarsa?
Geçen yıl Türk Hava Kuvvetleri’ne ait uçakların, operasyonlar sırasında Irak Kürdistan’ının Raniya İlçesi yakınlarında arabalarında dağda pikniğe giden bir aileyi imha ettiği iddia edilmişti. Hem de Mesud Barzani dahil en yetkili ağızlar tarafından. Yine iddialara göre, Türkiye ölenlerin ailelerine tazminat ödemiş, olayın üstü kapanmıştı. Ama Suriye’de uluslararası camianın gözü Türkiye’nin üzerindeyken bu asla mümkün olmaz. Bu olası risklerden sadece bir tanesi. Uludere’ye dönecek olursak... Başbakan’ın eşi Emine Erdoğan’ın ardından şimdi de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun eşi Selvi Hanım yarın Anneler Günü’nü Uludere’deki acılı Kürt analarıyla geçirecek. Biz de Allah kısmet ederse kendisine eşlik edeceğiz. Bunu bir siyasi şova döndürecek mizaçta olmayan Selvi Hanım umarım bir nebze teselli verir. Ama o analara en anlamlı Anneler Günü armağanının tazminat değil, devletin sağlayacağı adalet ve tecellisi öncesinde kuru da olsa bir özür olduğunu hepimiz biliyoruz.