Uludereli katır ne diyordu acaba?
ŞIRNAK'tan Uludere'ye doğru kıvrılan dağlık yol kenarında bir ağacın gölgesinde sessizce duruyordu. Bir katırdan söz ediyorum. Boynunda Kürtlerin ulusal renklerinden örülmüş sarı-kırmızı-yeşil yularla tek bir karede buradaki durumu özetliyordu. Devletin gözünde bu renkler PKK yandaşlığını sembolize etse dahi meselenin boyutları çok daha büyük. Kürtlerin ulusal duyguları artık PKK olsun, Barzani'nin KDP'si olsun bir tek hareketin, oluşumun içine sığdırılamayacak kadar kök salmış ve sınır tanımıyor.
İran'da, Irak'ta, Suriye'de, Türkiye'de Kürtler "Varız" diyorlar. Bir katırın yularıyla dahi ifade etseler bunu "Görün bizi" diye bağırıyorlar. Anneler Günü'nde Roboski Köyü'ne giden CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun eşi Selvi Hanım'a evlatlarını Uludere katliamında kaybeden analar, acılarını Kürtçe haykırdılar.
"Dilinizi anlamıyorum" dedi Selvi Hanım. "Ama acınızı, isyanınızı anlıyorum." Ne var ki Güneydoğu dışında Kürtlerin dilini de, acısını da anlamak isteyen pek kimse yok. Anneler Kürtçe içlerini döktükçe tek bir kelime dahi anlamamamız, aradaki uçurumun en keskin tezahürüydü. Heyette bulunan bazı CHP’li kadınlar, sanki farklı bir gezegene ışınlanmışçasına sersemlemiş vaziyette bakınıp durdular.
Yüzyıllardır bu toprakları paylaştığımız insanların lisanını anlamamamız aslında ne kadar utanç verici. O dili unutturmak, silmek için devlet yıllarca çabaladı.
Ama başaramadı. Dilleriyle, şarkılarıyla, gelenekleriye Kürtler varlar. Ve birlik beraberlik içinde yaşamak istiyorsak eğer, yıllarca Türkçe'yi tek dil olarak dayatan bizlerin, onların dilini biraz olsun öğrenmeye gayret etmemizin vakti gelmedi mi ? Kürtçe seçmeli ders Kürtler için değil, Türkiye'nin dört bir köşesinde hepimize lazım. Özet: O "militan" katırla da Kürt analarıyla da ancak bakışarak iletişim kurabildik. Roboski'de geçirdiğim gün boyunca hep bunu düşündüm.
*
Uludere katliamının halen aydınlanmamış olması burada kendi çaplarında devletin olumsuz imajını düzeltmeye çabalayan iyi niyetli hükümet görevlilerine de ağır bir darbe vurdu. Bunlardan biri de Şırnak Valisi Vahdettin Özkan. Geçen yıl tanıştığım Muş kökenli vali, gerçekten halkı kazanmak için büyük gayret sarf ediyor. Çarşıda korumasız geziyor. Gocunmadan halkla Kürtçe konuşuyor.
Yöre ekonomisini kalkındırmak için arıcılığı yaygınlaştırmak gibi projeleri teşvik ediyor. Şırnak yakında ilk sinema salonuna kavuşacak. Bu arada Şırnak merkeze sığınan 1400 civarında Vanlı depremzede için iki yeni apartman binası kiralayan valilik, ailelere üç öğün bedava yemek veriyor. Diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aylık 500 lira harcama limitli "market kartları" dağıtmış.
Beni evinde ağırlayan Vali Özkan, Uludere katliamının halen aydınlanmamasından duyduğu sıkıntıyı gizlemiyor ve olayın AK Parti'ye çok zarar verdiğini teslim ediyor. "Devlet neden halen özür dilemedi?" diye sorduğumuzda ise "Biz kendi adımıza halktan özrümüzü diledik" diyor.
"Operasyonun akabinde cesetlerin toplanması için devlet neden daha hızlı davranmadı?" sorusunu da haklı buluyor.
"Sınır ötesindeydi. PKK'lıların bulunduğu bir coğrafya. Gece karanlık olduğu için helikopterlerin oraya gitmesi halinde roketatar saldırısına maruz kalacağı için ilk etapta gönderilmedi. Ama keşke her şeye rağmen o risk alınsaydı. O cesetler hayvanlar üstünde traktörlere taşınma-saydı. Bu görüntü bizi de rahatsız etti."