Diyarbakır'da sönen umutlar
GÜNEYDOĞU Sanayici ve İşadamları Derneği (GÜNSİAD) Başkanı Şahismail Bedirhanoğlu'nu uzun yıllardır tanırım. Bölgenin en sağduyulu seslerinden biridir. Şiddetin en yoğun yaşandığı yıllarda dahi hep geleceğe umutla bakan ve her daim bir çıkış yolu gören biriydi. Türklerin ve Kürtlerin bir arada pekâlâ yaşayabileceğine inanan ve şiddetin her türlüsünü reddeden Bedirhanoğlu, AK Parti'nin Kürt açılımına canıyürekten inanır ve her mecliste AK Parti'nin Kürt politikasını savunurdu. Daha geçtiğimiz yıla kadar da böyleydi bu. Ama son gördüğümde bana "Artık AK Parti'yi savunmak neredeyse imkânsız hale geldi" demişti. Dün Taraf'a verdiği demeci okuduğumda Bedirhanoğlu'nun karamsarlığının daha da derinleştiği her sözünden belliydi.
"2005'teki çizginin tersine dönülmüş durumunda" diyen Bedirhanoğlu, Uludere katliamının birlikte yaşama duygusunu daha da zayıflattığını vurgularken Başbakan'ın ve kabine arkadaşlarının son açıklamalarının Kürt halkının "kalbini kırdığını" ifade etti. Başbakan'ın bugün Diyarbakır'da katılacağı AK Parti il kongresi öncesinde halkın artık herhangi bir beklentisi kalmadığına dikkat çeken GÜNSİAD Başkanı, eskiden tam tersi Başbakan'ın kentte her geldiğinde bir umut bir beklenti oluştuğunu hatırlattı.
Bedirhanoğlu'nun karamsarlığı pek yersiz sayılmaz. Çünkü Başbakan'ın ve partisinin en büyük güç kaynaklarından biri, son anda yanlıştan dönme, esnek davranabilme kabiliyetinde saklıydı. Bunun en somut örneklerinden biri zinayı yasaklama çabalarıydı. Kamuoyundan yükselen tepkiler karşısında geri adım atmayı bilmişti. Bu bir zaaf gösterisi değil tam tersi özgüven ve sağduyunun eseriydi. Oysa bakıyoruz Uludere olsun kürtaj olsun Başbakan bildiğim bildik diyor ve sağa sola bakmadan aynı yolda devam ediyor.
Peki, bu tutumunu nasıl yorumlamalıyız? Artık mutlak güce sahip olduğuna inanan Başbakan, oyları olmasa da olur diye gördüğü bir kesimin görüşlerini kayda değer saymıyor mu? Başka bir ifadeyle "Muhafazakâr ve milliyetçi oyların toplamı yeter bana liberaller ve Kürtler olmasa da olur" mu diyor? Şahsen böyle olduğuna inanmak istemiyorum. Çünkü öyleyse yandık. Mevcut tabloda Başbakan'ı yolundan döndürecek herhangi bir güç görünmüyor.
Eskiden Avrupa Birliği vardı. Bu gidişle Avrupa Birliği diye bir şey kalacak mı belli değil. Amerika deseniz, her ne kadar Türkiye'de yaprak kımıldasa Amerika yapmıştır inancı hâkim olsa da, aslında Türkiye'de "İstikrar sürsün benim de stratejik çıkarlarımı kollasın" dışında çok da bir derdi yok. On yıldır tek başına iktidarda bulunan AK Parti döneminde Türkiye hiçbir zaman olmadığı kadar istikrarlı oldu. Mart tezkeresi ve İsrail ile bozulan ilişkiler dışında da Amerika'nın çıkarlarına ters düşen ciddi herhangi bir adım atmadı.
Bu tablo karşısında inatla "Barış" diye çırpınan çevreler Başbakan'ı, Şahismail Bey'in ifadesiyle 2005'teki çizgisine nasıl döndürürüz diye kafa patlatıyor. Dün Kürt sorununa yıllardır diyalog yoluyla çözüm arayan Barış Meclisi üyelerinden Hakan Tahmaz ile görüştüm. O da tıpkı GÜNSİAD Başkanı gibi Türkler ve Kürtler arasında gittikçe derinleşen uçurumdan duyduğu kaygıyı dillendirdi. Tahmaz'ın öngördüğüne göre PKK bu noktadan itibaren şiddeti "kontrollü" şekilde sürdürecek. Toplumda ve uluslararası kamuoyunda tepki toplayacak büyük saldırılar yerine daha düşük profilli eylemlerle varlığını hissettirecek. Orada bir polis burada bir il başkanı katlederek "Ben varım" demeye devam edecek. Bu şiddet sarmalından nasıl çıkarız? Bakarsınız Başbakan hepimizi şaşırtıp Diyarbakır'da Kürtlerin gönlünü alır, barışa olan inancımızı yeniden tazeler. Kürtler'i bilmem ama benim beklentilerim ve dualarım bu yönde...