İlker Başbuğ, Selda Çelik'in derdine yanabilir mi?
ESKİ Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, 6 Ocak 2012'den beri Ergenekon davası kapsamında "terör örgütü kurma ve yönetme" iddiası dahil olmak üzere özünde darbeye teşebbüs suçundan dolayı Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunuyor. Ergenekon davası, Türkiye'de derin devletin çözülmesi ve askeri vesayetin sonlandırılması açısından kritik önem taşıyor. Bu bağlamda cumhuriyet tarihinde ilk kez bir Genelkurmay Başkanı'nın tutuklanması, demokrasimiz açısından bir milat olarak yorumlanabilir. Ne yazık ki aleyhte sunulan delillerdeki tutarsızlıklar, hatta abuklukların yanı sıra masumiyetleri kuvvetle muhtemel insanların da içeriye tıkılması davayı gölgelemekte.
Bunlar Başbuğ aleyhindeki iddialara baktığımız zaman da karşımıza çıkıyor. Örneğin, başak-törlerden biri Başbuğ olduğu iddia edilen "İnternet Andıcı" davası: Hükümet aleyhinde karalayıcı yayınlar yapan kırk küsur internet sitesiyle ilişkili olduğu iddia edilen "İnternet Andıcı" isimli belgede Başbuğ'un imzası yok. Ayrıca bu andıç doğrultusunda herhangi bir site kurulmadı. Hazırlık aşamasındayken fişleri çekildi. O halde hükümet aleyhinde yayın yapacakları nasıl ispatlanabilir? Kaldı ki daha önce yayına geçen kırk küsur siteyi kapattıran da Başbuğ ve ekibi. Bir örnek daha: Başbuğ'un devlet yöneticilerine baskı yaptığı iddiası. Bu suçlamaya ilişkin hiçbir delil sunulmuş değil. AK Parti'nin birçok tepe ismi Başbuğ'a, Genelkurmay Başkanlığı döneminde ne kadar uyumlu olduğuna dair övgüler düzüyorlardı. Kendi kulaklarımla duydum.
Başbuğ konumu gereği Yüce Divan'da yargılanması gerektiğini savunuyor. Mahkemede ifade vermeyi reddediyor. Sami Selçuk, Ergun Özbudun gibi birçok saygın hukukçu, Başbuğ'un bu görüşüne katılıyorlar. 3. yargı paketinin devreye girmesiyle birlikte Başbuğ'un tutuksuz yargılanması gerektiğine inananlar çok. Başbuğ birlikte yargılandığı dönem arkadaşı Org. Hurşit Tolon ve emekli Tuğgeneral Alaattin Sevim'le Silivri'de aynı koğuşu paylaşıyor. Her birinin 6 metrekarelik yatak odası var. Tuvaletler hariç odalar 24 saat kamerayla izleniyor. Vantilatör var ama odalar bunaltıcı derecede sıcak. Silivri'deki yemeklerin aşırı yağlı olması birçok tutuklu tarafından dillendirildi.
Duyduğuma göre Başbuğ'un koğuşunda etlerin yağlarını Tolon ayıklıyormuş. Genelde yemek ve çay servisini en düşük kıdemli olan Sevim yapıyormuş. Başbuğ ise ara sıra kahvaltıları hazırlıyormuş. Bir Genelkurmay Başkanı için epey zor bir hayat. Peki merak ediyorum, "Son yirmi yılımı teröre karşı mücadele ederek geçirdim" diyen Başbuğ yaşadığı bu tecrübe ışığında "terör" kavramı hakkında yeniden düşünüyor mudur? KCK davası kapsamında Silivri'de tutuklu bulunanların mağduriyeti karşısında bir nebze empati duyuyor mudur?
Dün gazeteye ceylan gözlü, melek yüzlü esmer genç bir hanım geldi. Adı Selda Çelik. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İstatistik Bölümü son sene öğrencisi. Muşlu, Zaza ve Alevi. Güler yüzlü ve dimdik. Gazi Mahallesi'nde oturuyor ve anne babasının tek evladı. Annesi Songül Çelik, BDP'nin Parti Meclisi üyesi. 4 Ekim 2011 günü KCK operasyonları kapsamında tutuklanmış. Örgüt üyeliği ve örgüt propagandası yaptığı iddiasıyla 4 yıl 8 ay hapsi isteniyor. Delil mi? Birçok KCK sanığı için olduğu gibi yaptığı telefon konuşmaları. Şimdi sıkı durun: 20 gün sonra bu kez Selda'nın babası İhsan Çelik aynı dava kapsamında tutuklanıyor. Aleyhindeki deliller yine yaptığı telefon konuşmaları. Baba Çelik'in ilk duruşmasında hâkim suçlayıcı bir tonla "Songül Çelik ile telefon görüşmeleri yapmışsınız" diyor. Baba Çelik'in de, "He, en az günde elli kere ararım kendisini" cevabı karşısında hâkim şaşırıyor. Bunun üzerine Çelik, "O benim karım tabii ki görüşürüm" deyince hâkim dahi kendini tutamayıp gülüyor.
Selda, "Babam hayatta siyasete bulaşmadı, sadece iki kez BDP'nin siyaset akademisinde Büşra Ersanlı'dan ders aldı, tutuklanınca şok geçirdim" diyor. Karı-koca arasındaki konuşmalar gayet sıradan: Baba: "Neredesin?" Anne: "Basın açıklamasından geliyorum." Ve bunlar terör örgütü üyeliğinin kanıtı olarak mahkemeye sunuluyor. Bu arada anne Selda Çelik, meme kanseri. Her iki göğsünde kitle var. Doktor muayenesinde refakat eden komutan, kadının soyunması gerektiğinde odayı terk etmeyi reddediyor. Kadıncağız muayenesini yaptıramadan dönüyor. En az iki kez. Ergenekon davasıyla birlikte ilk kez muktedirlere bu yoğunlukta dokunuldu. Yıllarca yaşattıkları hukuksuzlukları bir nebze kendileri de tatmış oldu. Bundan bir insanlık dersi çıkarabilirlerse ne âlâ...