'Hepimiz Özgür Suriye Ordusu'yuz'
SURİYE İZLENİMLERİ
“HEPİMİZ Özgür Suriye Ordusu’yuz” diyor kır saçlı, bıyıklı adam, yan yana dizilen bir kadın, iki genç kız ve küçük bir oğlan çocuğunu işaret ederek. Suriye sınırında yerini güvenlik nedenlerinden ötürü gizlemem gerektiği söylenen bir evdeyiz. Kır saçlı adamın adı Abdülkerim el Ahmed. 32 yıl boyunca görev yaptığı Suriye ordusundan 1 Temmuz günü kaçıp Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) saflarına katılan bir korgeneral. Aslen Halepli ve Sünni. Şam’da önemli görevi varmış ama ayrıntıya girmiyor. “Kritik birliklerde bir numaralar hep Alevi’ydi” diyor ve ekliyor: “Masum insanların katledilmesine artık dayanamadım. ÖSO ile temasa geçtim, bir haftada Şam’dan Türkiye’ye gayri resmi yollardan geçişimizi sağladılar. Ailem ve ben ayrı ayrı geldik.” Kadınların hepsi uzun siyah elbiseler giymiş, başları siyah eşarpla örtülü. Onurlu bir duruşları var. Ahmed ile tercüman aracılığıyla konuşuyoruz. Tercümanlığı Skype üzerinden bağlantı kurduğu generalin büyük kızı Nahed’in nişanlısı Hadi üstleniyor. Sorularımı ekranda görünen bu sakallı gence yöneltiyorum, o Arapça’ya çeviriyor, general yanıtlıyor. Hadi’nin Ürdün’de olduğunu öğreniyorum, “Ama o da gelip ÖSO’ya katılacak” diyor Nahed gururlu bir ifadeyle. Suriye’de görüştüğüm birçok muhalif gibi General Ahmed, rejimin yıkılmasının an meselesi olduğunu iddia ediyor. En büyük engelin Esad’ın hava gücü olduğunu söylüyor. “Toprak bizim ama gök hâlâ onun” diyen general, uluslararası güçlerin Libya’da olduğu gibi Suriye’de de uçuşa yasak bölge ilan etmesi halinde rejimin en fazla iki hafta dayanabileceğini iddia ediyor. İyi de ya muhaliflerin arasındaki çatlaklar? Generalle geçirdiğim iki saat, bir kez daha Esad karşıtı aktörlerin ne denli bölünmüş olduğuna ışık tuttu.
‘OTURMAYIP SAVAŞACAĞIM’
Türkiye’ye iltica eden ve sayıları 20’den fazlaya ulaşan Suriyeli generaller, Hatay merkeze 20 kilometre mesafedeki Apaydın Kampı’nda kalıyor. Tel örgüyle çevrili kampın kapısında bir jandarma er nöbet tutuyor. Kapı arasından omuzlarında silah taşıyan birtakım üniformalı adamlar görünüyor. Hepsi Suriye ordusundan kaçan çeşitli rütbede askerler. Ahmed’e Apaydın’da neden kalmadığını soruyorum. “Kimsenin emrine girip ellerim kollarım bağlı yaşamak istemiyorum, ülkem için savaşmak istiyorum” yanıtını veriyor. Görüştüğümüz günün akşamı Ahmed, Suriye’ye dönecekti. Görevini şöyle açıklıyor: “Allah’ın izniyle İdlib’deki savaşan birliklerimizi tek çatı altında toplayacağım.” Generalle temas kurmamı sağlayan bir diğer Suriyeli muhaliften öğreniyorum ki, kamptaki generaller ve albaylar arasında gerginlik var. Generaller ayrı bir örgütlenmeye doğru gidiyor. Özellikle geçen yıl Türkiye’ye sığınan ve ÖSO’nun lideri olarak kendini lanse eden Albay Riad el Esad’a epey tepki var. Türkiye’nin desteklediği ve Müslüman Kardeşler’in başını çektiği Suriye Ulusal Konseyi’nin (SUK) güdümünde olduğu iddia ediliyor. Bu iddia da sivil muhalefetteki bölünmüşlüğe işaret ediyor. Zaten “Esad sonrasında Suriye’de istikrarı kim sağlar?” sorusunun temelinde bu çekişmeler ve kamplaşma yatıyor. Katar’dan büyük maddi destek alan çoğu yıllardır Suriye’ye adım atmayan bazı SUK’luların paraları sahadaki militanlara yollamaktansa ceplerine indirdikleri iddia ediliyor. “Giyecek ceketleri yoktu şimdi marka kıyafetlerle dolaşıyorlar” diye yakınıyor generalle aramda temas sağlayan kişi. Bu kişi uzun yıllardan beri yurtdışında cerrahlık yapıyor. Kod adı Ebu Şahap. Babası dahil 30’dan fazla akrabası Esad rejimi tarafından katledilmiş. Varını yoğunu satıp kendisine bağlı olduğunu iddia ettiği 200 civarında silahlı milise yardım ediyor, Türkiye’de bulunan yaralıları tedavi ediyor. Ebu Şahap laik, liberal, demokrat olarak tanımlıyor kendini. Suriye’de İsviçre benzeri kanton sistemi olması gerektiğini savunuyor. Bu söylemiyle Suriyeli Kürtlerin de ilgisini çekiyor. Geçtiğimiz gün Apaydın Kampı’na uğrayan Ebu Şahap, orada bulunan bir generale teslim edilmek üzere bir iPhone, biraz da para bırakıyor.
“Düşün, adamın doğru dürüst telefonu dahi yok” diye homurdanıyor. Bu isimlerle daha fazla kafanızı karıştırmadan Suriye muhalefetiyle geçirdiğim son haftayı şöyle özetleyebilirim: Birincisi homojen bir yapıdan söz edemeyiz, ÖSO dahil. İçinde İslamcısı da var liberali de. Ama çoğunlukla apolitik olup yaşanan vahşet karşısında dayanamayıp silahlanmışlar ve aralarında büyük çekişmeler var. Esad sonrası başa geçmek isteyen karşıt gruplar gerek Türkiye, gerekse Amerika veya Avrupalı devletler olsun kendilerine müttefik ve para arıyorlar, sefaret sefaret geziyorlar. Aynı zamanda “Suriyeli Kürtleri de yanına alan galip gelir” düşüncesi hâkim. Barzani’yi de ikna etmek için farklı gruplar Erbil’e gidip geliyor. Entrikaların merkezi İstanbul ve Hatay. Her nevi muhalif bu kentlerde cirit atıyor, ofis kuruyor. Dün Reuters ajansının yabancı kaynaklara dayandırdığı bir haberde, muhaliflere silah akışının Adana’da kurulan bir merkezden örgütlendiği iddia ediliyor. Aynı habere göre Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan, muhaliflere silah veriyor. (Türkiye bunu yalanlıyor.) Duyduğuma göre “merkez”, muhalifler arasında “oda” diye geçiyor. Hatay’da görüştüğüm çeşitli yabancı televizyon muhabirleri, kamyonlarla Türkiye’den silah geçtiğini görüntülediklerini iddia ediyorlar. Sınır elek gibi olmuş. Umarım görüştüğüm general hayırlısıyla İdlib’e varmıştır. Dürüst ve samimi bir adama benziyordu. Ne diyeyim... Allah Suriyelilerin yardımcısı olsun.