Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BİRLEŞMİŞ Milletler’in Özel Suriye Temsilcisi Kofi Annan’ın havlu atıp istifasını vermesiyle birlikte Suriye’de kimilerine göre nafile çözüm çabaları resmen noktalandı. The Financial Times Gazetesi’ne ayrılma kararını izah ettiği bir yazıda Annan, yürüttüğü diplomasinin çökmesinin başlıca sorumlusunun kendi halkını acımasızca öldürmeyi sürdüren Esad olduğunu vurguladı. Ancak Türkiye dahil olmak üzere muhalefete yardım eden ülkelerin de bu başarısızlığında payı olduğunu iddia etti. Üstü kapalı bir dille söz konusu ülkelerin muhalefeti uzlaşmaya ikna edeceğine tam tersi daha da cesaretlendirip kendi misyonunu sabote etmekle suçladı. Türkiye’nin Katar ve Suudi Arabistan’ın desteğiyle muhaliflere silah yardımında bulunduğu iddialarını artık sağır sultan bile duydu. Batı basını çarşaf çarşaf yazdı. Adana’da CIA denetiminde olan bir koordinasyon merkezinden dahi söz ediliyor. En son CHP Hatay Milletvekili Mehmet Ali Edipoğlu şok bir iddiada bulunarak “Hatay’dan 30 otobüs dolusu adamın karanlıkta Suriye’ye geçirildiğini” ve güzergâh üzerindeki yerleşim yerlerinde elektriklerin kesildiğini savundu. Bu arada CHP’nin Antakya il başkanlığında görüştüğüm partililer ısrarla Hatay’da birtakım El Kaide bağlantılı militanların bulunduğunu iddia ettiler. Ve söz konusu militanların Türkiye’de çekildiği iddia edilen fotoğraflarını içeren bir CD tutuşturdular elime. Rüyamda görsem korkudan kalp krizi geçirmeme sebep olacak suratlar...

        Geçtiğimiz günlerde The New York Times Gazetesi’nin Pulitzer Ödüllü muhabiri Jeffrey Gettelman, Antakya mahreçli bir yazısında şehirde birtakım Libyalı savaşçıların varlığından söz etti. Türkiye bu iddiaları ısrarla reddediyor. Ancak bu iddialar doğru ise eğer Türkiye ne yapmaya çalışıyor? Esad’ı altı ay boyunca ikna etme çabaları dışında Türkiye’nin Suriye politikasının tam olarak hangi tasavvurlara dayandığını, hangi kazanımların tohumlarını ektiğini anlamak zor, çünkü şeffaf değil. Başka bir ülkede rejim değişikliğinin öncülüğünü yapmanın ilk kurbanı da zaten şeffaflık olsa gerek. Örneğin düşürülen jetimizle ilgili birçok soru halen yanıt bekliyor. Nasıl düşürüldüğü dahi açıklanmadı henüz. Varılan noktada Türkiye’nin de desteğiyle Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) etiketi altında faaliyet gösteren çeşitli silahlı gruplar Esad’ı zorluyor, Türkiye sınırına yakın bazı kırsal bölgeleri ele geçiriyor, ama başta Şam ve Halep olmak üzere büyük şehirleri almaya güçleri yetmiyor. Yetmediği için söz konusu şehirlerde mahallelere yuvalanıp Esad’ın güçlerini sivillerin üstüne çekiyorlar.

        Esad da uçaklarını devreye sokarak sivil mivil demeden ölüm saçmaya devam ediyor. Ve dolayısıyla Suriye’de kan her gün daha fazla akıyor. Çatışmalar artık rejim güçleri ve muhalifler arasında olmaktan çıkıp Esad’ın mensubu olduğu Nusayriler ile bilumum silahlı Sünniler arasında olmaya doğru evriliyor. Hızla. Otorite boşluğundan faydalanan Kürtler ise kendi pozisyonlarını her geçen gün daha da perçinliyor. Kürtlerin denetimine geçen bölgelerde en organize ve tek silahlı güç olan PYD’nin hâkimiyeti tam gaz sürüyor. Dün PYD Eşbaşkanı Salih Müslim, PKK’ya yakın ANF haber sitesine verdiği demeçte Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun diğer Suriyeli Kürt gruplarıyla bu hafta Erbil’de yaptığı toplantıdan haberi olmadığını ve “olayın açıklığa kavuşana kadar” diğer Suriyeli Kürt gruplarıyla görüşmeleri askıya aldığını belirti. Anlayacağınız meydanı PYD’ye bırakmamak adına Barzani’nin öncülüğünde imzalanan Suriyeli Kürtler arasındaki mutabakat çatırdamaya başladı bile. Bu arada sayıları 80 bin olarak telaffuz edilen Ermeni nüfusunun savaştan kaçarak Ermenistan’a göç etmeye başlaması gelen haberler arasında. Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de Hıristiyanlar yok olmaya yüz tutuyor. Dedim ya, Suriye’yi neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Hayır, patlıyor.

        Diğer Yazılar