Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        11 Eylül saldırılarından sonra Hollywood filmlerinde pompalanan Araplara karşı önyargılar ve nefret dili, Batı medyasının en saygın gazetelerine dahi bulaşmıştı. Kefiye takan, sakal uzatan, başını örten her Müslüman adeta terörist muamelesine maruz kalıyordu. Avrupa'da ve Amerika'da pasaport kontrolünden geçmek bir kâbusa dönüşmüştü. Sırf böylesi klişe "terörist" tarifine uydukları için bilmem kaç bin insan aşağılanıyor, hatta sırf "tipi" yüzünden gözaltına alınıyordu.

        Son günlerde Türk medyasına bakıyorum da Suriye'ye ilişkin bazı yorumlar, Batı'daki Arap ve Müslüman düşmanlığını pek aratmıyor. İktidarın Suriye politikasını eleştirirken kimi kalemler, içlerindeki beyaz Türk'ü ipinden salıvermişler, Araplar ve dindarlarla ilgili ne kadar negatif imaj varsa balıklama üstüne atlıyorlar.

        Bu Türk tipi oryantalizm, Hatay ve Kilis'te cirit attıkları iddia edilen El Kaide bağlantılı militanlar üzerinde yoğunlaşıyor. Bu iddialar elbette araştırılmalıdır. Son derece nazik mezhepsel ve etnik dengeler üzerinde oturan Hatay'da anılan profildeki insanların yaratacağı tedirginlik gayet anlaşılır bir durum. Ve devlet sırf Esad'ı devirme obsesyonu uğruna "Köprüyü geçene kadar ayıya dayı derim" mantığıyla bu militanların varlığına göz yummaktan öte faaliyetlerini destekliyorsa eğer ateşle oynuyor. Çünkü bu tür gruplar her gittikleri yerde tohum ekiyor, kök salıyor. Bu bağlamda Fehim Taştekin'in dün Radikal Gazetesi'nde verdiği "Peşaver" (Pakistan'ın Afgan sınırında mücahitlerin örgütlendiği kent) örneği cuk diye oturuyor.

        Ama sırf bu iddialar üzerinden Suriye'deki direnişin İslami militanların güdümünde olduğu sonucuna varmak veya çatışmaları Sünniler ile Nusayriler arasında bir mezhepsel savaşa indirgemek son derece yanıltıcı olur. Dış aktörlerin kışkırtmalarıyla mezhebin şüphesiz payı var ama toplumsal patlamanın zeminini oluşturan diğer faktörleri hesaba katmadan Suriye'de resmin tümünü görmek mümkün değil: Gücü elinde toplayan zümre ile halk arasındaki muazzam uçurum. Ve bu zümrenin iktidarda kalabilmek için yıllardır uyguladığı baskılar ve zulüm.

        'ESMER, ARAP, SAKALLI'

        Konuyu daha fazla dağıtmadan bahsettiğim önyargılara dönecek olursak: Üç gün önce Vatan Gazetesi'nde "Karanlık misafirler!" başlıklı bir yazı yayınlandı. Kenan Butakın'ın imzasını taşıyan haber, Suriyelilerin bölgeye akın etmesiyle birlikte Hataylılar arasında artan huzursuzluğu fevkalade güzel aktarıyordu. Butakın iyi bir araştırma gazetecilik örneği sunarak Özgür Suriye Ordusu militanları dahil kentteki Suriyelilerle de görüşmüş. Ne var ki yazıdaki bazı ifadeler önyargıları pekiştiren cinstendi. El Kaideci oldukları tahmin edilen Suriyelilerin "uzun sakallı, garip tipler" olduğu sürekli vurgulanıyor. İma edilen uzun sakal, eşittir terörist. Bu hesaba göre biraz güneşte kalsalar Alevi dedeler de terörist, Noel Baba da. Hacdan yeni dönenler de. Bu ifadeler muhabirin kendisine değil, görüştüğü vatandaşlara aitti. Ancak keşke bu tariflerle arasına mesafe koyacak bir iki cümle ekleseydi.

        Geçtiğimiz günlerde aynı günahı ben de işledim. CHP Hatay İl Başkanlığı, bana içinde El Kaide militanların görüntüleri olduğu iddia edilen bir CD vermişti. Köşemde CD'deki erkekleri "Uykumda görsem kalp krizi geçirirdim" gibi sığ tariflerle yetinmiş, iddiaları araştırmadan öylece "teaser" gibi havada bırakmıştım.

        Ancak Ertuğrul Özkök'ün Hürriyet'te 22 Ağustos günü, "Bayanlar baylar, Ortadoğu'ya hoş geldiniz" başlıklı yazısını okumasaydım bu ötekileştirmeye doğru savruluşumu fark etmeyecektim. Özkök, Ortadoğu'yu tarif ederken insanlarına dil uzatmamış ama öyle cümleler kurmuş ki zannedersiniz ki Türkiye bu coğrafyadan binlerce kilometre uzakta asırlar boyu demokrasiyle idare edilen bir iskandinav ülkesi: "Sevgili ülkem...Artık Ortadoğu'dasın. Öyleyse iyi tanı bir zamanlar unutmak istediğin o eski coğrafyayı. Ortadoğu Gaziantep'teki bombadır... Kalleştir... Pusucudur... Çocuğu sevmez... Cesaret ve mertlik nehirlerinin kuruduğu, kalleşlik nehirlerinin ise nereden doğup nereye döküldüğünün belli olmadığı bir yeryüzüdür orası..."

        İyi de Ermeni soykırımı, Dersim katliamı, darbeler, andıçlar, 28 Şubat, faili ' meçhul cinayetler, yakılan köyler, gözaltında işkenceler, tecavüzler, Hrant Dink'in katli, Uludere, gaz bombaları? Bunlar nerede oldu, oluyor? Yoksa biz Özkök ile farklı Türkiyelerde mi yaşıyoruz?..

        Diğer Yazılar