Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        11 Eylül gecesi Libya’daki Amerikan Büyükelçisi Chris Stevens’ın Bingazi kentinde katledildiğini öğrendiğimde derhal Twitter’daki konuya ilişkin yorumları taramaya başladım. Kanım dondu. Türkçe ve dolayısıyla kuvvetle muhtemel Türkiyeli olduğunu varsayabileceğimiz çok sayıda kişi, elçinin ölümüne o kadar sevinmişti ki bir zil takıp oynamadıkları kalmıştı. “Oh olsun” mealindeki yazılanları burada tekrarlamak, Stevens’a saygısızlık olur. Yine de vereceğim tek ve nispeten en zararsız örnek dahi yeterince ipucu sunuyor: “Libya’da ABD Büyükelçisi’ni öldürmüşler. Ben de diyorum, Libyalıları neden bu kadar seviyorum.”

        Dün ise Twitter’da “Elçiye zeval olmaz” etiketiyle yayınlanan yüzlerce mesaj, vicdan sahibi vatandaşların ön plana çıkmasını sağladı. Ne var ki o öfke dolu ilk tepkilerin temelindeki ABD düşmanlığı yerli yerinde duruyor. Geçtiğimiz günlerde Amerikan düşünce kuruluşu Alman Marshall Fonu‘nun yayınladığı “Transatlantik Eğilimler 2012” araştırmasının sonuçları bunu teyit ediyor. ABD hakkında olumlu düşünenlerin en az olduğu ülke, yüzde 34’le geçtiğimiz yıl da olduğu gibi yine Türkiye. Türkler neden Amerika’ya karşı bu kadar nefret duyuyor?

        Soğuk savaş döneminden kalma antipatinin yanı sıra 11 Eylül saldırıları ardından yürürlüğe giren işgalci ve İslam düşmanı olarak algılanan politikaların bunda mutlak payı var. Irak’ta, Afganistan’da ve Pakistan’da “teröre” karşı “savaş” dahilinde katledilen binlerce masum sivil, Amerika’ya karşı duyulan öfkeyi sadece Türkiye’de değil tüm İslam âleminde kabartmış durumda.

        Türkiye özelinde ise Amerika’nın Türkiye’yi, Kürtler üzerinden parçalamak istediği paranoyası halen yaygın. Apo’yu teslim etmiş olması, PKK’ya karşı yürütülen mücadelede anlık istihbarat paylaşması ve PKK’yı resmi “terör örgütler” listesine dahil etmesi de bu algıyı kıramadı. Örneğin, “Eşref Bitlis Paşa’nın ölümünü CIA tezgâhladı” komplosu halen geniş kabul görmekte. Aynı şekilde Türkiye’de “ılımlı İslam modelini” desteklemek suretiyle Ortadoğu’daki nüfuzunu yaymaya çalıştığı inancı, Arap Baharı’nın iktidara getirdiği İslamcı partilerle birlikte daha da perçinleşti. Bunların hepsi biliniyor zaten.

        Ancak Alman Marshall Fonu Türkiye Direktörü Özgür Ünlühisarcıklı, önemli bir gelişmeye dikkat çekiyor. Her ne kadar Türkiye, Amerika’ya olumsuz bakan ülkelerin başını çekmeye devam etse de, bu olumsuz bakışta bir kırılma yaşanıyor. Dün görüştüğüm Ünlühisarcıklı, araştırmaya yönelik şu çarpıcı tespitlerde bulundu: “Araştırmada, ABD’nin dünya meselelerinde liderlik etmesine yönelik destek%25 gibi düşük bir oranda kalsa da bu konuda geçen seneye göre 10 puanlık bir artış göze çarpıyor. Benzer şekilde NATO’nun Türkiye’nin güvenliği açısından hâlâ önemli olduğunu düşünenlerin oranı 2010 yılından bu yana 10 puan artarak% 38’e ulaşmış durumda. Ayrıca İran’ın nükleer programından kaygı duyanların oranı geçen seneye göre 10 puan artarak% 48’e yükselmiş. Görünen o ki Arap Baharı’nın Ortadoğu’da yol açtığı, öngörülemezlik ve yeni güvenlik riskleri, Türk Dışişleri Bakanlığı’nı değil kamuoyunu da transatlantik müttefiklerle yeniden hizalanma konusuna ısındırıyor.”

        Amerika’ya yönelik nefretin törpülenmesinin ardında ne yatıyor? Irak’tan çekilmesi kritik bir faktör. Ama başta Başbakan olmak üzere AK Parti’nin ABD’ye yönelik olumlu söylemlerinin mutlak payı var. Bu da Obama’nın iktidara gelmesiyle birlikte oldu. Oysa Obama bu krediyi hak ettirecek vaatlerinin pek azını yerine getirdi. Guantanamo’yu kapatmadı. Filistin topraklarında Yahudi yerleşimlerinin tam gaz ilerlemesine karşın İsrail’e herhangi bir yaptırımda bulunmadı. Irak’tan çekildi ama o çok arzuladığımız Predator’larıyla masum sivilleri öldürmeye devam ediyor.

        AK Parti bunları dillendirmektense ABD ile ilişkilerimizde “altın çağ” yaşadığımızla övünüyor. İran’a yönelik kaygılardaki artış da yine iktidarın söylemleriyle paralellik arz ediyor. Demek ki güçlü liderler kamuoyunu peşlerinden sürükleyebiliyorlar. Acil çözüm bekleyen Kürt sorununda olabileceği gibi.

        Diğer Yazılar