Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BİZLER bayram için harıl harıl kurban, tatil programları yaparken yanı başımız Suriye'de katliam tüm şiddetiyle sürüyor. İktidarda kalma adına Beşar Esad ve ordusu, sivil halka havadan bombalar yağdırıyor. Her gün Suriye'de kadın ve çocuklar ölüyor. Suriye'de an itibarıyla 2 milyonu aşkın insan evlerini terk etmiş durumda. Yarım milyona yakın Suriyeli Türkiye, Irak, Ürdün ve Lübnan'da kamplarda hayata tutunmaya çalışırken on binlercesi de bu ülkelere giriş yapmak için sınırlara yığılmış durumda.

        Bunlardan 14 bini Türkiye sınırında bekliyor. Türkiye'deki kamplar tıka basa dolduğu için alınamıyorlar. Dışişleri Bakanlığı ile koordineli olarak bu garibanlara günde iki öğün sıcak yemek ve ilaç dağıtan İHH'den Osman Atalay'la konuştuk dün. "İnsanlar perişan, çocuklarda uyuz ve bit vakaları çoğalıyor. Yaşadıkları travmalardan dolayı psikolojileri berbat. Sert soğuklar başladı. Rejim onları her an havadan vurabilir. Durum çok kritik" diyen Atalay, Türk halkının bu manzara karşısındaki duyarsızlığından yakındı. Bunu da Suriye konusundaki kafa karışıklığına bağlıyor.

        Türkiye'de süren tartışmalara bakınca sanki Suriye'de akan kanın neredeyse yegâne sorumlusu Türkiye imiş gibi bir intiba edinmek işten değil. Evet, Türkiye'nin silahlı muhaliflere kapılarını açıp Esad rejimini devirmesi için teşvik etmesi, krizi derinleştirdi. Çünkü silahlı muhaliflere rejimi devirecek kadar ne imkân sağladı (ki bunu tek başına yapabilmesi zaten mümkün değil) nede muhalifleri Esad üzerinde baskı kurma ayarında tuttu (ki bu ikincisi makul bir seçenekti).

        Türkiye'nin Suriye krizindeki öngörü kabiliyetsizliğinin eleştirilecek daha birçok yanı var. Ama bu eleştirileri bozuk plak gibi tekrarlamak Suriye halkına herhangi bir fayda sağlamıyor.

        Türkiye "Ah pardon, sen devam et Esad" dese Suriye'de akan kan duracak mı sanki? Çoğu sivil 30 bini aşkın insan ölmüş, rejim büyük şehirler dışında kontrolü yitirmiş iken bu asla mümkün değil. Suriye'deki krizi sırf mezhepsel pencereden okumak da bir o kadar yanıltıcı, zira rejim yandaşlarının başını düzenden nemalanan Sünni ve gayrimüslim burjuvalar çekiyor.

        Suriye'nin Azaz kasabasında karşılaştığım manzara, aslında oradaki adaletsizliği gayet güzel özetliyordu. Savaşta yerle bir edilen kasaba fakirlikten kırılıyordu. Savaş öncesi insanlar kaçakçılıkla geçiniyordu. Canları dışında kaybedecekleri pek bir şey yoktu aslında.

        Peki uluslararası mücadele sorunu çözer mi? Rusya buna yanaşmadıkça Birleşmiş Milletler onaylı müdahale kararı çıkmayacaktır.

        İkinci şık ise başta Mısır olmak üzere Arap devletlerinin desteklediği ve ABD'nin öncülüğünde yapılacak NATO müdahalesi. Farz edelim ki artan sivil ölümler karşısında ABD buna razı oldu. Suriye'ye sulh gelir mi? Görüştüğüm birçok uzmanın cevabı "Hayır" oldu. Irak tarzı tam teşekküllü bir işgal söz konusu olmayacağına göre kurulması öngörülen havadan destekli tampon bölgeler ve insani koridorlar Suriye'nin fiili bölünmesine yol açacaktır.

        Rusya, İran ve Hizbullah da Batı destekli güçleri hedef almaya devam edecektir. O halde geriye kalan seçeneklerden biri, BM ve ABD'nin katkılarıyla Rusya'yı ikna ederek Suriye'de Esad ve diğer eli kana bulaşmış unsurları dışlayan "geçiş hükümeti" formülü üzerinde yoğunlaşmak. Başarı şansı tartışılır, zira Esad Rusya "Git" dediğinde gider mi? Bir de İran faktörü var. Ne var ki Ankara'da da aynı görüş yayılmaya başladı sanki.

        Daha düne kadar, "Baas rejimi mutlaka gitmeli" diye bağıran iktidar, artık geçiş hükümeti ve ateşkesi ön plana çıkarmaya başladı. Hatta geçici hükümetin başı olarak ev hapsinde bulunan eski Suriye Dışişleri Bakanı Faruk Şara'nın ismini ortaya attı.

        Şara önerisi tutmamasına karşın bu olumlu bir gelişme. Zira akan kanı durdurma adına atılan her adım değerli ve zaruri. Türkiye silahlı muhalefet üzerindeki etkisi nispetinde sürece yapıcı katkıda bulunabilir. Mevcut konjonktürde Ankara'nın esas gücü burada saklı.

        Diğer Yazılar