Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Abdullah Öcalan’ın avukatları, kendilerini İmralı’ya taşıyan kosterin “bozulduğu” gerekçesiyle 21 Eylül 2011’den beri müvekkilleriyle görüşemiyor. Öcalan’ın fiili tecridi karşısında 53 ayrı cezaevinde aralarında kadın ve çocuk olmak üzere 685 mahkûm “ölüm orucu” sürdürüyor. Yüzlercesi bu eylemlerini 12 Eylül’de başlattı. Yani 45 gündür su ve şeker dışında ağızlarına bir şey koymuyorlar. Allah saklasın ölümler her an başlayabilir. Eyleme katılanların taleplerinin başında Öcalan’ın tecridinin sonlandırılması ve tutukluluk koşullarının iyileştirilmesi geliyor. Diğer talepleri ise anadilde eğitim ve savunma hakkı. Bunlar kabul edilse dahi hemen yerine getirilemez, zira yasal düzenleme gerektiriyor. Ama tecrit hemen sonlandırılabilir.

        Peki bunca zamandır Öcalan neden avukatlarıyla görüştürülmüyor? Veya kendisi mi görüşmek istemiyor? Bu konuya ilişkin tezleri geçen hafta sizlerle paylaşmıştık. Özetleyecek olursak, birinci ihtimal “örgüt faaliyeti” olarak algılanan görüşmelerin devlet tarafından engellendiği. Bugün Başbakan’ın Kürt sorunu konusunda en çok güvendiği isimlerden biri olan AK Parti Milletvekili Yalçın Akdoğan’- ın, Star’daki yazısında Öcalan’a “soytarı” dediğinden yola çıkarsak bu ihtimal en kuvvetlisi. Bir diğeri ise Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmeyi kendi istemediği.

        Bu tezi somutlandıran “delil” ise Avrupa Konseyi’ne bağlı İşkenceyi Önleme Komitesi’nin (CPT) Öcalan dosyasında bulunan bir mektupta saklı. 2011 yılında yazılan mektupta Öcalan, avukatlarıyla görüşmeye devam etmesinin “sakıncalı sonuçlar” doğuracağını belirtmiş. Mektubu geçtiğimiz temmuz ayında gördüğünü belirten CPT’nin Türkiye nezdindeki üyesi Prof. Dr. Yakın Ertürk, “Mektubun sahte olduğuna inanmamız için herhangi bir neden yok” dedi. Komitenin mektubun sahici olup olmadığına dair inceleme yapma gereği de duymadığını sözlerine ekledi. Çünkü Adalet Bakanlığı’na hitaben yazıldığı iddia edilen iki üç cümlelik mektubu (Yakın Hoca kime hitaben yazıldığını hatırlamıyor) CPT’ye ileten Türkiye Cumhuriyeti Devleti.

        Farz edelim ki mektup gerçek, kendileriyle bundan böyle görüşmek istemediğini avukatlarına bizzat söylemesine izin verilmesi türlü spekülasyonların bertaraf edilmesi açısından daha faydalı olmaz mıydı? Kaldı ki üzerinden bir yılı aşkın süre geçti. Fikir değiştirmiş olabilir. Adalet Bakanlığı yetkililerine Öcalan’ın neden avukatlarıyla görüştürülmediğini sorduğumda meselenin “siyasi iktidarı” ilgilendirdiğini savundular. “Adalet Bakanı siyasi iktidarın parçası değil mi?” sorumuzu ise yanıtsız bıraktılar.

        Öcalan’ın Kürt sorununun çözümünde üstlenebileceği rol bir yana, kendi iradesi dışında avukatlarıyla görüştürülmüyorsa bu durum Türkiye’nin imzaladığı uluslararası akitler ve üyesi olduğu beynelmilel örgütlerin prensipleriyle çelişiyor. Örneğin, Birleşmiş Milletler’in Tutukluların Temel Haklarına İlişkin Temel Prensipler adlı belgesinin 7’nci maddesinde “Tecridinin bir ceza olarak uygulanmasına ve tümüyle yasaklanmasına yönelik gayretler sürdürülmelidir” deniyor.

        Yakın Ertürk Hoca ise tecridin net bir hak ihlali teşkil ettiğini ifade ediyor. Dün telefonla görüştüğüm Ertürk, Öcalan’ın durumuna ilişkin CPT’ye ulaşan birçok şikâyet olduğunu, konu hakkında CPT’nin Türk hükümetiyle sürekli görüştüğünü ifade etti. Diğer Batılı kaynaklardan edindiğim bilgilere göre Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği, Öcalan’ın tecridinin kalkması için Türkiye üzerinde baskılarını artırıyor.

        Geçtiğimiz haziran ayında Pozantı skandalı akabinde çocuk mahkûmların durumunu incelemek üzere Türkiye’deki cezaevlerine “baskın ziyaret” düzenleyen CPT, en son Ocak 2010’da Öcalan ile İmralı’da bir araya gelmişti. Dört yılda bir yapılan rutin teftiş gezileri kapsamında önümüzdeki yıl Türkiye’ye tekrar gelecek olan CPT’nin bu kez yine İmralı’ya gitmesi bekleniyor.

        “Ölüm orucunu asla kutsamıyorum” diyen Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’e yüzde yüz katılan biri olarak bu insanların ivedilikle eylemlerinden vazgeçmelerini umuyorum. Adalet Bakanı’nın ifade ettiği gibi seslerini duyurdular. Ve eğer bu toplu çığlık devlet katında kabul ediliyorsa o halde gereği yapılmalıdır. Kovar mı ne yapar bilinmez ama Öcalan avukatlarıyla ivedilikle görüştürülmelidir. Zira konunun şeffaflık kazanması zaruri hale gelmiştir.

        Diğer Yazılar