Açlık grevleri ve dezenformasyon
AÇLIK grevleri 53'üncü gününü geride bırakırken sorunun çözümüne yönelik zerre kadar yol alınmış değil.
Başbakan grevler için "şov" tanımlaması yaparken BDP'liler halen 663 kişinin "süresiz açlık grevi" sürdürdüğünü, iki tutuklunun ise "ölüm orucunda" olduğunu açıkladı.
Kafalar karışık. Grevcilerin bir numaralı talebi olan Öcalan'ın tecridinin bitmesi meselesi gizemini korumaya devam ediyor. Bu konuyu düz mantıkla çözmeye çalışan biri olarak itiraf etmeliyim ki görüştüğüm bunca yetkili, BDP'li ve STK temsilcisinin anlattıkları kafamı daha fazla karıştırmaktan başka işe yaramadı.
Çünkü "Öcalan, avukatlarıyla kendi mi görüşmek istemiyor yoksa devlet mi izin vermiyor?" sorusu bir önceki yazımda belirttiğim gibi açıklığa kavuşmuş değil. Bu konuda çeşitli fikirler yürütülüyor. Özellikle Taraf yazarı Yıldıray Oğur'un 1 Kasım günü yayımlanan yazısını değerli buluyorum. Bilindiği gibi Adalet Bakanlığı, aralarında Diyarbakır Baro Başkanı Mehmet Emin Aktar'ın hatta bazı gazetecilerin (Oğur?) bulunacağı bir heyetin Öcalan ile İmralı'da görüşmesi için yeşil ışık yakmıştı. Öcalan bu heyet aracılığıyla açlık grevinin sonlandırılması için çağrıda bulunabilecekti, hem de müzakerelerin kapısı yeniden aralanabilecekti. Ancak Oğur'un ifade ettiği gibi devlet ve PKK nezdindeki müzakere karşıtları bu süreci tıkıyor, çeşitli manevralarla sabote ediyor.
Örnek verecek olursak:
Adalet Bakanlığı'nın bayram boyunca Öcalan'la İmralı'da görüşme izni verdiği Mehmet Öcalan neden ağabeyiyle görüşme talebinde bulunmadı? Görüşebilseydi belki grevler son bulabilirdi. Bu sorunun cevabını Oğur şu satırlarla veriyor: "Öcalan'ın kardeşiyle görüşmesini PKK veto ediyor. Kardeş Öcalan, bir süre önce Kandil'i eleştiren açıklamalar yapmıştı. (Bunları Abdullah Öcalan ile 21 Eylül tarihinde gerçekleştirdiği son görüşmenin akabinde yapmıştı A.Z.). Herhalde onun, Öcalan'dan gelecek mesajı bütün çıplaklığıyla dillendirmesinden korkuluyor."
Bu tahmini güçlendiren faktörlerden biri, BDP çevrelerinin ısrarla ileri sürdükleri Mehmet Öcalan'ın aslında ağabeyiyle o tarihte görüşmediği tezi. Bu iddianın temel hedefi, kardeş Öcalan'ın görüşme sonrası Abdullah Öcalan'ın ağzından PKK'nın şiddeti tırmandırmasına yönelik aktardığı eleştirileri çürütmek olsa gerek.
Devlet cephesindeki sabotajcılara gelince, yine Oğur'un ifade ettiği gibi bazı gazetelere "İşte gizlenen görüşme kayıtları" diye bilgiler sızdırarak zaten Öcalan'ın bu açlık grevlerini istediğini söylüyorlar. Öcalan ile müzakere edilemeyeceği mesajı veriyorlar. Oğur'un bu tespitine de katılıyorum.
Peki, PKK ile devlet cephesinde müzakere karşıtları net olarak kimler? Veya soruyu tersinden soralım: Barışa en çok kimin ihtiyacı var? Görüştüğüm bağımsız Kürt kanaat önderlerine göre PKK'nın olmadığı net. Zira Suriye'deki kazanımları üzerinden edindiği psikolojik üstünlük örgüte yepyeni ufuklar ve manevra alanı sağladı. Hedefi büyüttüler. Öcalan'ı bir anlamda aştıklarına inanıyorlar, zira tabanları İran, Irak ve Suriye'ye kadar yayılmış durumda. Pan-Kürt hareketinin liderliğine soyundular. Ve an itibarıyla Kandil'den sonra Suriye'nin kuzeyinde ilk kez PKK'nın fiili denetiminde bölgeler var.
Ancak Suriye'deki kaos durulduğunda PKK edindiği mevzileri Arap çoğunluğa karşı korumakta zorlanacaktır. Sorun sadece Araplar değil. Son günlerde Halep'in Eşrefiye bölgesinde PKK'nın çatıştığı unsurlar basına yansıdığı gibi Özgür Suriye Ordusu değil. "Hain" diye niteledikleri karşıt Kürt grupları. Geleneksel "Kürdi" değerlerine bağlı Suriyeli Kürtler çantada keklik değil.
Devlet cephesine gelince. Oğur'un müzakere karşıtları olarak işaret ettiği kesimin kim olduğu yazısında belirtilmemiş. Ancak Başbakan'ın da müzakerelere sıcak bakmadığı bir gerçek. Hatta tam tersi diyebiliriz. Bu tavrı kısa vadede oy deposu olan milliyetçi kesime hitap etse dahi faturası her gelen şehit cenazesiyle kabarıyor. Bu kısırdöngüyü kırmanın en garanti yolu, cesaretle reformlara yeniden sarılmak, BDP'yi dışlayan dili terk etmek ve yeni demokratik bir Anayasa'yı ivedilikle halka sunmak. Ancak mevcut iklimde böylesi temenniler Godot'yu beklemekten öteye gitmiyor. Umarım grevcilerin beklediği de Godot çıkmaz.