Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ABD'nin Türkiye himayesinde kurulan ve Müslüman Kardeşler güdümünde olan Suriye Ulusal Konseyi'nin üzerini çizmesi ve daha geniş katılımlı bir muhalefet çabası doğrultusunda dün Katar'da devam eden toplantıda daha ilk günden çatlaklar belirledi. Sürpriz mi? Değil. Zaten Suriye'deki en büyük sorun tam da bu. İnandırıcı geniş katılımlı bir muhalefet ve bunun başında güçlü bir liderin olmaması.

        Doha'da en ilgi çekici gelişmelerden biri, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Kürt Ulusal Konseyi temsilcileriyle yaptığı görüşme idi. Aktarılan haberlere göre PYD/PKK karşıtı bu Kürtler, Türkiye'nin yanında teröre karşı duracaklarını vaat etmişler.

        Türkiye'nin Suriye'deki silahlı muhalefeti desteklemesinin temel nedenlerden birinin Suriye'de özerk bir Kürt yönetiminin oluşmasını engellemek olduğunu Batılı diplomatlar dahi artık rahatça dillendiriyor. Dün görüştüğüm Batılı kaynaklar, Türkiye'nin başta ABD olmak üzere Suriye sınırında uçuşa yasak ve tampon bölge kurdurma çabalarının her şeyden çok Kürtlere yönelik olduğunu ifade ettiler. Ve Türkiye'nin askeri müdahale konusunda bastırmasının başta Washington'da olmak üzere sabırları taşırdığını iddia ettiler.

        Ankara ve Washington'un Kilis'te Patriot füzelerinin yerleştirilmesine ilaveten bir fiili "uçuşa yasak" bölgenin altyapısının birlikte planlandığına dair haberlerin yanıltıcı olduğunu savundular. Amerika ve Batılı müttefiklerin gündeminde tampon veya uçuşa yasak bölge herhangibir formatta yok. Haberlerin asıl maksadının Türkiye ile Amerika'nın bu yönde bir hazırlık ve işbirliği yaptığı imajını yaratmak olduğunu ilave ettiler. Yaygın kanı, Ankara'nın ABD'nin Suriye Ulusal Konseyi'ni kadük ilan etmesinden doğan prestij kaybının üstünü örtmek olduğu yönünde. Ayrıca NATO bünyesinde de Türkiye'ye karşı tepki var; zira Türkiye sistematik biçimde NATO-İsrail işbirliğini tıkıyor. NATO kaynakları, Türkiye'nin İsrail'le kavgasını NATO'ya taşımaması gerektiğini savunuyor.

        Kürt meselesine dönecek olursak; kaynaklarımdan birinin ifadesiyle, "Kendi topraklarında bölücü bir terör örgütüne karşı verdiği mücadele bağlamında Suriye'deki hâkim Kürt grubunun PKK'yla ilişkili olduğunu göz önünde tuttuğunuzda Türkiye'nin bu kaygıları anlayışla karşılanabilir". Ne var ki evdeki hesap çarşıya uymadı. Suriyeli muhaliflerin Esad güçlerini sınırdan uzaklaştırması en çok Kürtlere yaradı. Kürtlere derken PKK'nın Suriye kolu olan PYD'ye yaradı.

        Peki askeri anlamda Batı'dan destek alamayan Türkiye bu durumda ne yapabilir? ("Ne yapmalıdır" başka bir yazıya.)

        Geçtiğimiz günlerde Halep'in Kürt nüfusunun yoğun olduğu Eşrefiye bölgesinde Özgür Suriye Ordusu'na bağlı Kürtler ile PYD güçleri arasında çıkan çatışmalar, yeni ve tehlikeli bir gelişmeye işaret ediyor. Eğer Doha'dan aktarılan haberler doğru ise Kürt Ulusal Konseyi, Davutoğlu'na "Terör örgütü ve PYD ile bağlantımız yok" açıklamasıyla birlikte PYD'ye karşı ilk kez bu kadar net tavır almış oldu.

        Oysa daha yaz aylarında Mesud Barzani, PYD ve Kürt Ulusal Konseyi'ni bir araya getirip aralarında iktidar paylaşımını öngören bir anlaşma imzalatmıştı. Ama anlaşma kâğıt üzerinde kaldı. PYD elinde güç tutmaya devam etmekle kalmadı, kendisine bağlı bir ordu kurmaya koyuldu.

        Peki Kürtleri birbirine kırdırma politikası ne kadar başarılı olabilir? Bu yıllarca Kürt nüfusu barındıran tüm ülkeler tarafından denendi. Netice ortada. Eğer PYD, hadi adını koyalım PKK'ya karşı Ankara destekli Suriyeli Kürtlerle bir savaşa tutuşursa bunun ucu Barzani'ye dokunacaktır. Zira PKK karşıtı Suriyeli Kürtler, genelde Barzani'ye yakın bilinir. Dolayısıyla Suriyeli Kürtlerin birbiriyle savaşmasının faturası ilk başta Barzani'ye çıkar.

        Barzani'nin kendi Kürt nüfusu nezdindeki itibarını sarsar. "Bu da kime yarar?" diye soracak olursak, cevabı net: PKK'ya, Maliki hükümetine ve Talabani'ye. Böylece bölgedeki tek sağlam müttefikimizin altını oymuş oluruz.

        Diğer Yazılar