Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BU sözler AB'nin geçtiğimiz yıl Ankara'ya atadığı Büyükelçi Jean-Maurice Ripert'e ait. İsminden tahmin edilebileceği üzere Ripert Fransız. Ülkesinin en prestijli okullarından "Ecole Nationale D'Administration" ve Paris'teki "Sciences-Po" mezunu. Sciences-Po'da Fransa'nın yeni Sosyalist Cumhurbaşkanı François Hollande ile aynı sınıfta okudu. Öğrencilik döneminde Hollande ile birlikte siyasi faaliyetlerde bulundu. Birçok meslektaşının aksine gazetecilerden ürkmüyor. Tam tersi hoşlanıyor diyebiliriz. Fransa'nın Atina sefirliği ve New York'ta Birleşmiş Milletler nezdindeki daimi temsilciliğinin yanı sıra birçok önemli uluslararası görev üstlenmiş. Eşi Yael Bric insan hakları avukatı. Renkli, hayat dolu, cana yakın bir çift.

        Bu izlenimleri Ripert'in geçtiğimiz hafta Türkiye'deki yabancı basın temsilcileri için düzenlediği öğle yemeğinde edindim. Önemli mesajların verildiği sohbetin "on the record" kısmını aktarıyorum.

        Balık dışında et yemeyen, komplekssiz şekilde sigara tüttüren Ripert, AB'nin ekimde açıklanan son yılların en sert Türkiye İlerleme Raporu'nun sıraladığı olumsuzlukların aksine derin dondurucuda duran tam üyelik müzakerelerinin yeniden canlanabileceğini ifade etti. Hatta İrlanda'nın Kıbrıs'tan 2013 Ocak'ında devralacağı AB Dönem Başkanlığı'yla ilişkilerde "mini big bang", yani "mini büyük patlamanın" yaşanabileceğini iddia etti.

        Yeter ki Türkiye kendi üyelik sürecinin diğer adaylardan farklı kurallarla yürüyemeyeceği gerçeğini kabul etsin ve üzerine düşen ödevleri hızla yerine getirsin. Zira ekonomik krizin etkisiyle üyelik koşullarını daha da zor hale getirmeye meyleden AB, krizin tekrarlanmaması adına daha da sıkı bir entegrasyona doğru ilerliyor.

        BARDAK DOLUYOR

        Ripert, Başbakan Erdoğan'ın Almanya gezisinde AB tam üyeliği hedefini yeniden dillendirmesini ilişkilerde kıpırdanmanın önemli bir örneği olarak sundu. Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun son Brüksel gezisinde Genişlemeden Sorumlu Komiser Stefan Füle ile bir araya gelmesini aynı çerçevede değerlendirdi. "Türkiye, Ortadoğu'daki cazibesinde AB ve Batı'yla olan ilişkilerinin de hatırı sayılır payı olduğunu yeniden hatırladı" yorumunda bulundu. "Bazı ülkelerin" (Fransa ve Kıbrıs'ı kastediyor) dondurduğu müzakere başlıklarının 6'sında yeniden ilerleme kaydedildiğini vurgulayan Ripert bu konu hakkında daha fazla detay vermekten kaçındı.

        Önümüzdeki günlerde Türkiye'ye düşen en önemli görevlerden biri İlerleme Raporu'nda yoğun biçimde eleştirilen ifade özgürlüğüne ilişkin yasaların düzeltilmesini öngören dördüncü yargı paketinin geçirmek olduğunu belirten Ripert, anadilde savunmaya yönelik adımları ise "Son derece olumlu" olarak niteledi.

        Şüphesiz kamuoyu açısından en ilgi çeken hususlardan biri Avrupa'yla vizelerin kalkması. Vizelerin kalkması ilişkileri gerçekten zıplatır. Ancak bunun için Türkiye'nin payına düşen adımları atması gerekiyor. Bunların başında kaçak göçmenlerin geri kabulü hususu var. Halihazırda Türkiye sadece Avrupalılara mülteci statüsü tanıyor. Avrupa'ya kaçak yollarla girenlerin % 80'ine yakını Türkiye üzerinden sızıyor. Bunların çoğu tabii ki Avrupalı değil, Asya, Ortadoğu ve Afrika kökenli. Bu yüzden Türkiye bu insanları geri kabul etmiyor. Bir diğer pürüz ise Türkiye'nin gelişmekte olan birçok ülkeyle vizeleri karşılıklı kaldırıyor olması. Bu da Avrupa'ya kaçak göçü daha da kolaylaştırıyor. Bu sorunlar aşılmadan AB'ye vizelerin kalkması söz konusu değil.

        Türkiye'de AB'ye ilginin azaldığının doğru olmadığını savunan Ripert buna örnek olarak İlerleme Raporu'nu konu alan 2000'i aşkın makaleye işaret etti. Bunların sadece % 15'i AB aleyhinde yazılar. İlginin, raporun ilk kez bu denli olumsuz olmasından kaynaklanmış olabileceği tahminime katılmayan Ripert, "AB de artık AK Parti'ye cephe aldı" spekülasyonlarından duyduğu rahatsızlığı gizlemedi.

        Umarım Ripert'in ilişkilerde öngördüğü yumuşama gerçekleşir. Başbakan'ın idam cezasını dilinden düşürmediği, açlık grevlerinin daha da geniş katılımla sürdüğü, Güneydoğu'da kan akmaya devam ettiği ve yeni bir Anayasa hayalinin gittikçe uzaklaştığı bu bol biber gazlı günlerde AB çıpasına ne denli ihtiyacımızın olduğu gün gibi ortada. Eskiden AB'yi düşman gören, şimdilerde ise umutlarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne bağlayanlar bunu en iyi idrak edenler olsa gerek.

        Diğer Yazılar