Kürtlerin dokunulmazlığı
BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan'ın TBMM'ye gönderdiği, Van Bağımsız Milletvekili Aysel Tuğluk ile BDP'li 9 milletvekilinin AK Parti içersinde yarattığı sıkıntının yankıları sürüyor. Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu'nun ardından Taraf Gazetesi'ne konuşan Batman Milletvekili Ziver Özdemir ve Milliyet Gazetesi'ne konuşan Dengir Mir Fırat, 1994 örneği ortadayken milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasına net biçimde karşı olduklarını beyan ettiler.
Hakkâri yakınında yollarını kesen PKK'lılarla kucaklaşan 10 vekil hakkında "silahlı terör örgütüne yardım etmek" suçundan TCK ve TMK uyarınca soruşturma açılması için izin talebini içeren dosyanın Meclis'in ilgili komisyonuna havale edilmesi AK Parti'nin son zamanlarda izlediği çelişkilerle dolu Kürt politikası hakkında sayıları 60 olduğu tahmin edilen Kürt vekiller arasında huzursuzluk doğurması elbette sürpriz değil.
İsminin açıklamasını istemeyen Kürt siyasetinin duayenlerinden biri, söz konusu AK Parti vekilleri için "Seçim bölgelerinde büyük sıkıntıya girdiler, halk tarafından müthiş tepki görüyorlar, prestij erozyonuna uğruyorlar" diyerek bu açıklamaları yorumladı ve sözlerini, "Dokunulmazlıkların kaldırılmasına karşı çıkarak 2011 seçimleriyle birlikte AK Parti'de Kürtlerin temsil edilmediği kanaatini silmek gayretindeler" diyerek sürdürdü.
Erdoğan'ın açlık grevleri süresince benimsediği sert ve aşağılayıcı dil, idamı geri getirme tehditleri, bölgede ve sınır ötesinde süren operasyonlar ve üzerinden bir yıl geçmesine rağmen Uludere katliamının esas sorumlularının tespit edilip adalet önüne çıkarılmaması, zaten bölgede AK Parti'ye yönelik tepkileri iyice kabarttı. Dün görüştüğüm Kürt siyasetçinin altını çizdiği gibi psikolojik zemin Kürt siyasal hareketine doğru kayıyor. Uludere'nin akabinde ilk kez kamuoyu yoklamalarında BDP'nin oyları yüzde 7'lerin üstünde seyrediyor.
Ancak aynı zamanda Öcalan ve MİT arasında görüşmelerin sürdüğü iddiaları kafaları daha da karıştırıyor. İktidar katından gelen çelişkili mesajlar Kürt sorununun çözümünde Başbakan'ın akıl hocaları arasında zıt yaklaşımların varlığını epeydir gözler önüne seriyordu.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın dokunulmazlık fezlekelerinin oylanması öncesinde "Grup kararı alınacağını zannetmiyorum. Vekillerimiz en doğru kararı verecektir" açıklaması temenni miydi yoksa somut bilgiye mi dayalıydı bilinmez. Ancak kaynağımın ifade ettiği gibi grup kararı alınsa dahi Kürt vekilleri büyük ihtimalle karara uymayıp ya aleyhte oy kullanır ya da oylamaya katılmazlar. Bu durum karşısında Başbakan'ın geri adım atma ihtimalinin varlığına dikkat çeken kaynağım, Erdoğan'ın son günlerdeki "gelgit'lerinin, aslında bir Kürt politikasının olmadığını ortaya koyduğunu savundu ki bu görüşüne ben de katılıyorum.
Ama diyelim ki algılamayı beceremediğimiz bir politikası var. Başarılı olmadığı ortada. Memleket gittikçe kutuplaşıyor. Her iki tarafta milliyetçilik törpüleniyor. Anadilde savunma hakkı (ki düzenleme tatmin edici olmaktan uzak, örneğin sanıklar tercüman parasını kendi ceplerinden ödemek zorunda, sanki milyonlarca vatandaşın konuştuğu Kürtçe, Mandarin Çince'siymiş gibi) ve benzer adımlar varılan noktada hem az hem geç. Oysa objektifliğine inandığım Kürt siyasetçi dostumun altını çizdiği gibi hükümet reformlar konusunda BDP'nin "arkasından" değil "önünden" gitmeli. (Anadilde eğitim, TMK'nın yeniden düzenlenmesi, seçim barajının düşürülmesi, akla ilk gelenler.) Çünkü gitmediği sürece her atılan adım BDP'nin oy hanesine yazılıyor. BDP'lilere "Bizim verdiğimiz mücadele sayesinde oluyor" deme fırsatını sunuyor. Tabii Başbakan, Kürt seçmenlere ihtiyacı olduğunu düşünmüyorsa başka mesele...