Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Türkiye’nin Suriye politikasını eleştirebiliriz. Ben de bu sütunda bol bol eleştiriyorum. Ancak bir yanı var ki asla eleştirilemez. Tam tersi alkışlanır. Alkışlanmalı. Suriye’deki çatışmalar yüzünden evlerini barklarını terk etmek zorunda kalan sivilleri bağrımıza basmamız, yaptığımız en doğru, en vicdani şeylerden biri. Bununla gurur duymalıyız. Hükümetin hakkını teslim etmeliyiz.

        Bunu, mültecilerin ülkemize akın etmeye başladıkları ilk günden itibaren söylüyorum. Geçtiğimiz günlerde Ceylanpınar Kampı’nı gezdiğimde bu duygularım daha da güçlendi. 20 bini aşkın Suriyeli TİGEM tarım arazisi içine kurulan bu çadırkentte hayata tutunmaya çalışıyor.

        Ceylanpınar daha önce ziyaret ettiğim Hatay yakınındaki Boynuyoğun Kampı kadar modern değil. Örneğin konteyner yerine çadırda yaşıyor insanlar. Yollar asfaltlanmamış. Ama yine de düzenli ve temiz. Kampta sunulan yemeklerden örnek verecek olursam... Sabah: Bal, tereyağ, kaşar peyniri, ekmek. Öğlen: Fırın güveç, nohutlu pirinç pilavı ve turşu. Akşam: Tavuk kavurma, mercimek çorbası, mevsim salata.

        Kampta derslik, bilgisayar odası, sahra hastanesi, hatta Kuran kursu dahi var. Böylesi büyük travma yaşayan insanlar için emin olun inanç adeta terapi görevi görüyor. Ama hiç şüphem yok ki bazıları bu satırların üstüne atlayıp “Gördünüz mü, işte kamplar şeriat yuvasından öte bir şey değil” diye haykıracaklar. Suriye politikasının tümüyle din eksenli olduğunun bir diğer kanıtı olarak sunacaklar. Bu pencereden bakanlar ne yazık ki Suriye’deki insanlık dramı karşısında taş kesiliyorlar. Rejimin yağdırdığı bombalarla parçalanarak ölen çocukları kadınları yok sayıyorlar. Sadece muhaliflerin işledikleri suçları görüyorlar. Geçenlerde Şam’da attıkları top mermisinin bir okula isabet edip 29 çocuğun ölümüne sebep olmaları gibi. Taraf yazarı Ceren Kenar bu katliamın akabinde Twitter’da şunları ifade ediyor: “Bugün ölen çocukları muhalefete saldırmak için kullananların da zerre üzüldüğünü düşünmüyorum. Çok çocuk öldü Suriye’de, hiç sesinizi duymadık.” Aynen katılıyorum. ;

        Ölenlerden biri de 30 yaşında İbrahim Cebelli. Cansız bedeni bir kaldırım üzerinde duruyor. Beyaz gömleği kan içinde. Bu tabloyu bana doğru uzatılan telefon ekranında görüyorum. Ceylanpınar’a sığınan kız kardeşi Heza, abisinin sokakta yürürken rejime bağlı keskin nişancılar tarafından öldürüldüğünü anlatıyor. “Neden?” diye sorduğumda ağlamaya başlıyor. Sonradan ekmek almaya giderken öldürüldüğünü öğreniyorum. Eğer İbrahim bugün hayatta olsaydı kampta yeni doğan kızını kucağına alabilecekti.

        Babasının akıbetinden habersiz Leyla bebek çadırda gülücükler dağıtıyor. Çadırın içi sımsıcak. Yerde battaniyeler döşeli. Ortada soba duruyor üstünde Türk kahvesi pişiyor. “Türkiye olmasaydı hepimiz ölürdük” diyen Heza, burada görüştüğüm çoğu mülteci gibi Türkiye dışında Suriye halkına el uzatan herhangi başka ülkenin olmadığını vurguluyor.

        “Misafirlerden” biri de Ahmet Mustafa adında yaşlı bir imam. 13 yıl boyunca çölde bulunan Tedbur Hapishanesi’nde yatıp işkence görmüş. Elimi göğüsüne götürüyor. Vücudunun çeşitli yerlerindeki kırıklar tedavi edilmediğinden olsa gerek tuhaf topçuklar haline gelmiş. Damarlarına asit enjekte edildiğini anlatan Mustafa tek “suçunun” dindar olmak olduğunu söylüyor. “Biz fanatik değiliz ama öyle tanıtılmak isteniyoruz” diye sözlerini sürdüren Mustafa, “Hayatımda ilk kez kendimi güvende hissediyorum” diyor.

        Türkiye’de an itibarıyla 135 bin küsur kişiyi barındıran 14 kamp var. Biri Harran’da diğeri Nizip’te olmak üzere iki kamp daha yapım aşamasında. Özetle Türkiye bu zavallı insanlar için elinden geleni yapıyor. Ve artık kapasitesinin sonuna geldi. Ama kimilerine göre kamplar bir kurgunun parçası. Kamplar önceden yapılmış, mültecilere adeta davetiye çıkarılmış ki Suriye’ye Batılılar müdahale etsin, Esad‘ı devirsin. Ama evdeki hesap çarşıya uymamış. Mülteci sorunu elimizde patlamış.

        “El insaf” diyorum. Ve gerçekten merak ediyorum Angelina Jolie iki kez buraya gelip bu mazlumlara moral vermeyi akıl edebiliyor da bizim anlı şanlı starlarımız neden zahmet edip yüzlerini göstermiyorlar buralarda. Hani Arapların bayıldığı Kıvanç Tatlıtuğ namı diğer “Muanned”? Bir gelip oyuncak dağıtsa buradaki çocuklara? Bacakları mı kırılır?

        Diğer Yazılar