Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İNGİLTERE'de krallar öldüğünde "Kral öldü, yaşasın kral" denirdi.

        Ahmet Altan, Yasemin Çongar ve Neşe Düzel'in istifalarıyla birlikte; "Taraf öldü mü, yerine yeni bir Taraf mı doğdu veya doğabilecek mi?", "Eskisi nasıldı, yenisi nasıl olmalı?", "Ayakta durabilir mi?", "Taraf'ın 'misyonu' bitti mi?" konuları üstüne yazılıp çizilmeye devam edilecektir. Türlü komplo teorileri üretilecektir. Ama netice itibarıyla Türk medyasında bir muhalif ses daha kısıldı. Hem de en etkin ve en sahici muhalif seslerden biri. Zira Ahmet Altan iktidara demokratik değerler temeli üzerinden puan veriyordu. Başbakan Erdoğan ve partisini en zor günlerinde bu değerler üzerinden savundu. Askeri vesayete meydan okudu. Duruma göre PKK'ya da. Sırtını güce asla yaslamadı. Merkez medyada yıllarca darbeleri alkışlayan AK Parti iktidara gelince demokrasi havarisi kesilen, dünün yandaşı bugünün muhaliflerinden değildi. Her zaman muhalifti. Bir yanıyla da kibirli. Gücü her daim sorguladı. Ve Başbakan gücünü pekiştirip eski muktedirlerin alışkanlıklarına dalınca Başbakanı da sorgulamaya başladı, hem de hiçbirimizin cesaret edemediği bir dille. İktidar açısından sözlerini daha da "tehlikeli" kılan ise Altan'ın yazı kabiliyetiydi. Berrak, akıcı ve kimilerine göre "ajitatif" stiliyle çok büyük bir okuyucu kitlesine sahipti.

        Ahmet Altan roman yazmak için çekilmedi. Altı yıldır maddi manevi her türlü zorluğu göğüsleyen Taraf'ın patronu Başar Arslan artık Altan'ı taşıyamadığı için çekilmek zorunda kaldı. Eski gazetemden kimseyle konuşmadan bu kanaate vardım. Mevcut iklimde bunu anlamak için dâhi olmak gerekmiyor. Her şey açık ve net.

        Ahmet Altan'ın yükselttiği eleştiri çıtası hepimiz için bir şekilde zırh, paratoner görevi görüyordu. Altan'ın yokluğunda artık en cılız muhalifler dahi iktidara batmaya başlayacaktır. Üstelik mesele Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın iddia ettiği gibi sadece "üslup" değil. Mesele etkinlik. Bir yazarın ne kadar okunduğu, TV kanallarında ne kadar boy gösterdiği, Twitter'da ne kadar takipçisi olduğu ve özellikle Kürt sorununa nasıl baktığı gibi. Bu kategoriye ait olup işlerini kaybeden, ekranlardan uzaklaştırılan meslektaşlarımı saymama gerek yok. Hepsini yakından tanıyorsunuz. "Sıra kimde?" sorusu artık hiç ama hiç komik değil.

        HANGİ TARAF'A?

        "Taraf bitti" demek için henüz erken. Oysa bu hisse, istifaları ilk duyduğumda ben de kapılmıştım. Çünkü sadece Altan değil, gazetenin kilit isimleri sevgili Yasemin Çongar ve Neşe Düzel de gitmişti. Halbuki Taraf'ın yeni, eski son derece aydınlatıcı, ezber bozan kalemleri, yetenekli muhabirleri var. Demokrat kimliği tartışma götürmeyen Markar Esayan'ın "geçici" genel yayın yönetmeni olarak atanması gazeteden kopuşları durdurmuş görünüyor. Örneğin gazetenin temel taşlarından Ankara temsilcisi Lale Kemal ve büro arkadaşları yayın çizgisi netleşene denk istifalarını geri çektiler. Gazete, ekip işi. Taraf, en çokeleş-tiriye maruz kalan yönü açısından haberlerini daha sıkı doğruluk testinden geçiren bir yayın standardı yakalayabilir. Bu temennim tüm Türk basını için geçerli.

        Soru bayatladı ama tekrarlamadan edemeyeceğim: Taraf'a parmak sallayanlar, binlerce masum insan işkencelere, faili meçhul cinayetlere, andıçlara kurban edilirken vicdanlarınız neredeydi? Bu sözlerim Oda TV davası dahil herhangi bir meslektaşımın tutuklu yargılanmasını onayladığım anlamına gelmiyor. Tam tersi, derhal özgürlüklerine kavuşmalıdırlar. Geçmişteki adaletsizlikler bugün yapılanları hiçbir şekilde meşru kılmaz.

        Polemikler bir yana, Taraf'ın önündeki en büyük sınav Altan'sız da aynı cesaretle iktidarı sorgulayabileceğini, güce gerçekleri haykırabileceğini ispatlamaktır. Altan'ın gidiş nedenlerine bakıldığında Taraf'ın esas açmazı tam da bu.

        Diğer Yazılar