Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        HEP böyle oluyor bu ülkede. Birini ancak kaybettikten sonra gerçek değerini keşfediyoruz. Sevgili Hrant Dink olsun, Musa Anter olsun. Örneği çok. Hep öldüklerinde kıymetlerine vâkıf olundu. Oysa hayatta iken sözlerine itibar edilseydi belki gittikçe derinleşen kutuplaşma yerine geçmişin yaralarını sarıp toplumsal barışa doğru ilerliyor olurduk.

        Aynı süreç Kürt siyaset adamı, aile dostumuz sevgili Şerafettin Elçi'yi salı günü kaybettiğimizde yaşadık. Türk kamuoyu ömrünü Kürt sorununun barışçıl yollarla çözümüne adayan Elçi'yi ancak ardından yazılıp çizilenlerle gerçek değerini keşfetti. Çarşamba günü TBMM'de yapılan cenaze töreni kritik mesajlarla doluydu. Ecevit kabinesinde Bayındırlık Bakanlığı yaparken "Türkiye'de Kürtler var, ben de Kürt'üm" dediği için iki yıldan fazla hapis yatan Şerafettin Elçi, Kürtler için federalizmi savunuyordu. Yani PKK'nın "demokratik özerklik" taleplerinden daha ötesinde bir statü arzuluyordu. Ama silah ve şiddeti reddediyordu.

        Ve aynı Elçi rahmete kavuştuğunda Meclis'te resmi tören yapılmasını ve tören süresince tabutunun Türk bayrağına sarılmasını vasiyet ederek Kürtlerin pekâla Türkiye çatısı altında yaşamlarını sürdürebileceğini anlattı. Böylece Başbakan Erdoğan'ın ve neredeyse tüm kabine üyelerinin cenazeye katılmalarını, BDP'lilerle yan yana gelmelerini mümkün kıldı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise gelmemeyi yeğledi. TBMM'den yansıyan bu tablo iyi okunmalıdır.

        Şerafettin Bey'in, "Çözüm için bizim nesil son şans" sözleri ölümünden sonra geniş yankı buldu. Kuzeni ve kendisi gibi siyasetçi olan Haşim Haşimi'nin belirttiği gibi devletin kodlarını bilen gerçekten az sayıda "ak sakallı" kaldı. Elçi'nin bu vasıflarıyla ideolojik olarak çok farklı yerde durduğu BDP blokundan milletvekili olması çok hayırlı bir adımdı. Çünkü Şerafettin Bey devlet, BDP ve geleneksel Kürt aileleri, yani şeyhler ve ağalar arasında köprü görevi yürütebilecek ender şahsiyetlerden biriydi. Seçimlerde BDP ile beraber hareket etse de BDP'ye katılmadı. Kurduğu KADEP'in başkanlığını sürdürdü.

        MEKKE'DEN MECLİS'E

        Peygamber soyundan, yani "seyit" olan Şerafettin Bey'in ataları Mekke'den gelme. Şerafettin Bey hacıydı. Oruç da tutar, namaz da kılardı. Yüzyıllar önce Cizre'ye gelen ailesinin bir kolu Osmanlı zamanında "Becirmad" yani vergi vermeyenler anlamına gelen Gercüş'e bağlı bir köye yerleşti. Cumhuriyet döneminde köyün adı "Vergili" olarak değiştirildi. Bu koldan gelen Şerafettin Bey'in Cizre'nin diğer peygamber soyundan gelme Haşimi ve Onursal aileleriyle yakın akrabalık bağları var. Bu aileler, "kurumsal" diye nitelendirilen diğer feodal yapıdaki Şık ve Vesek aileleriyle birlikte uzun yıllar bölgenin siyasetini de tayin ettiler. Bu kökleri ışığında Şerafettin Bey'in kıymeti ve ağırlığı daha da iyi anlaşılır.

        Şerafettin Bey'le eylül ayında yaptığım son röportajda Başbakan'dan 1.5 ay önce randevu talep ettiğini ancak uzun süre cevap alamadığını, aldığında ise Başbakan'ın Kürtlere yönelik artan dozlarda şahin ve milliyetçi çıkışlarından ötürü görüşmenin herhangi bir anlamı kalmadığından bu kez görüşmeyi kendisi geri çevirdiğini aktarmıştı. Oysa o günlerde rahatsızlığı daha da ilerleyen Elçi, Başbakan'dan operasyonların durdurulması sözünü alıp karşılığında Kandil'i ateşkese ikna etme niyetindeydi. "Gerekirse Kandil'e sedyeyle gitmeye hazırdım" diyen Elçi müzakere zeminin yeniden oluşmasının temel şartlarından birinin, her iki tarafın silahları eşzamanlı susturması olduğunu savunuyordu. Çünkü Elçi'nin ifade ettiği gibi, Türk askerleri şehit olurken Türk kamuoyunu ikna etmek mümkün olmadığı gibi ister "terörist" ister "Zerdüşt" olsun, anaları babaları, aileleri olan PKK'lı militanlar da operasyonlarda ölmeye devam ederken müzakere edilen şeyin binlerce Kürt açısından barış değil, teslimiyet duygusu olacağı da ortada.

        Onuruna asla toz kondurmayan Şerafettin Bey, Başbakan'ın evine taziye ziyaretinde bulunacağını tahmin edemezdi belki. Ama Başbakan, Şerafettin Bey'in vefat ettiği gece eşi Fatma Aliye Hanım'a taziye dileklerini şahsen ileterek önemli bir jeste imza attı. Meclis Başkanı Cemil Çiçek ise Şerafettin Bey'in bürosuna giderek yine taziye ziyaretinde bulundu. Bu gelişmeler karşısında yeni bir Kürt açılımından söz edebilir miyiz? Hep birlikte göreceğiz. Dün birinci yılı dolan Uludere katliamının halen aydınlatılmadığı bugünlerde bana gösterdiği baba şefkatini asla unutamayacağım Şerafettin Bey'e bu umudu yeşerttiği için hepimiz kocaman bir teşekkür borçluyuz. Nur içinde yatsın.

        Diğer Yazılar