Yeni İmralı süreci
BAŞBAKAN Erdoğan'ın TRT'de "İmralı'yla yeniden görüşülüyor" açıklamasının yankıları daha dinmeden perşembe günü BDP milletvekilleri Ahmet Türk ile Ayla Akat adada PKK lideri Abdullah Öcalan ile bir araya geldiler.
Yine perşembe günü MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın da PKK lideriyle İmralı'da iki gün geçirdiğini Eyüp Can'ın Radikal'deki köşesinden öğrendik.
Peş peşe gelen bu gelişmelerden anlaşılıyor ki Öcalan ile yürütülen müzakereler bu kez somut neticeler doğurdu. Böyle olmasaydı ne Başbakan görüşmelerin başladığını kamuoyuna açıklardı, ne Fidan son virgülleri ve noktaları koymak üzere Öcalan ile 48 saatini geçirirdi, ne Ahmet Türk ve Ayla Akat adaya çağrılırdı. Ve bu gelişmelere paralel olarak ne de Başbakan'ın Kürt dosyasında en yetkili isimlerinden AK Parti Milletvekili Yalçın Akdoğan, kamuoyunu hazırlamak üzere ısrarla Öcalan'ın "çok önemli bir aktör" olduğunu tekrarlardı.
Yeni İmralı süreci, Başbakan'ın Cumhurbaşkanlığı'nı garantilemek için milliyetçiliğe soyunup Kürt sorununu orduya havale ettiği tezini an itibarıyla çürütmüş bulunuyor. Daha şimdiden görüşmeleri oyalama taktiği olarak yorumlayanlara hatırlatmakta fayda var: Başbakan risk aldı. Zira süreç tersine işler ve şiddet yeniden tırmanırsa bunu belediye seçimlerinde AK Parti, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de Erdoğan öder. Başbakan'da çözüm iradesi ve inancı olmasaydı bu bilgileri kamuoyuyla paylaşmazdı.
Görüşmelerin detayları hakkında her iki taraf da ketumluğunu koruyor. Ama nihai hedefin, PKK'nın silahlı mücadeleye son vermesini sağlamak olduğunu kimse gizlemiyor. Bir yol haritası üzerinde mutabakat sağlandığına göre ilk etapta sıra, karşılıklı güven artırıcı adımların atılmasına geldi. BDP'nin uzun zamandır dillendirdiği Kandil ile İmralı arasında arabuluculuk yapma teklifinin adaya gitmeleriyle birlikte fiilen kabulü, yeni sürecin Oslo'dan daha kapsamlı ve şeffaf olduğunu net olarak ortaya koyuyor.
Bundan sonraki adımlar ne olabilir? Güven artırıcı önlemlerin başında şiddet eylemlerine bulaşmayan binlerce KCK (ve muhtemelen Ergenekon) tutuklusunun tahliyesine yol açacak hukuki düzenlemeler ve Öcalan'ın tutukluluk koşullarının iyileştirilmesi geliyor. En kritik adım ise silahların susması. Bu bağlamda Öcalan'ın BDP aracılığıyla üzerinde anlaşılan maddelerin önünü açmak için Kandil'e ateşkes çağrısında bulunması muhtemeledir. Buradaki kilit soru şu: Kandil defalarca yaptığı gibi ateşi keserse TSK ne yapar? Operasyonlara tek taraflı olarak devam eder mi? Ederse nihai barıştan söz etmek güç. Çünkü geçmişte de olduğu gibi PKK da kendini savunmak için cevap verecektir.
Zaten her iki taraf sopayı elinden bırakmadığının altını çiziyor. Mesela Yalçın Akdoğan bol bol "terör" sözcüğü geçen dünkü köşe yazısında, "Sadece 2012'de 1450 terörist etkisiz hale getirildi" diyor. "Bu süreçte terörle mücadelenin askıya alınması (...) söz konusu olamaz" uyarısında bulunuyor. Murat Karayılan da benzer sertlikte ANF'ye verdiği demecinde PKK'nın daha da güçlendiğini iddia ederek militanların asla "gevşemeyeceğini" ilan etti. Bu açıklamalara binaen yeni sürecin ölü doğduğunu haykıran baykuşlara aldanmayalım. Taraf yazarı Yıldıray Oğur'un Twitter hesabında dediği gibi: "Masadan bir tarafın tavizsiz ya da boynu bükük kalktığı şeye barış denmiyor. Herkes kendi kamuoyuna çözümü usulünce anlatacaktır. O oluyor."
Oslo sürecinden ders çıkaran taraflar bu kez daha temkinli davranacaktır. İşin Irak Kürdistan ayağı da Türkiye ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (İKBY) arasında güçlenen güven sayesinde daha sağlam yürüyor. Karayılan ile İKBY arasında temasların sürdüğünden kimsenin şüphesi olmasın. ABD ve İngiltere'nin de süreci bir tarafından tuttuğu aşikâr.
Geçmişte olduğu gibi barışı sabote etmek isteyen iç ve dış aktörler olacaktır. Tıpkı Başbakan'ın İmralı açıklamasının akabinde 10 PKK'lının grup halinde imha edilmesi gibi. Her iki taraf bu oyunlara teslim olmadan kararlılıkla çözüme doğru ilerlemeye devam ederse kalıcı barışı yakalama hayallerimiz bu kez gerçek olabilir. Burada basına, sivil topluma ve başta CHP olmak üzere siyasilere de tarihi sorumluluk düşüyor. Ama en büyük sorumluluk yine iktidara ve Öcalan'a düşüyor. (Evet Kandil'e söz geçirebilir.) Yine zikzaklar çizilir, barış iradesi tavsarsa, yeniden doğan güven bunalımı aşılmaz noktaya gelebilir...