Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        DÜN Kürt meselesine en hâkim yabancı uzmanlardan Amerikalı gazeteci yazar Aliza Marcus, Twitter hesabında Paris'te katledilen üç PKK'lı kadının perşembe günü düzenlenecek cenaze törenine ilişkin şu soruyu ortaya attı.

        "Tören Habur'dan bu yana PKK'ya en yoğun kitlesel desteğin verileceği sahnelere yol açacak. Erdoğan buna hazır mı?" Yerinde bir soru. Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez cinayetleri Türkiye ve dünyada Kürtlerin toplu protestolarına neden oldu. Öfke, acı, infial dorukta. Bu cinayetleri örgütleyenlerin cenaze ayağını hesaba katmama ihtimalleri sıfır. Hatta provokasyon açısından en kritik ayağı diyebiliriz. Bunu anlamak için Halkın Emek Partisi (HEP) Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın'ın hazin hikâyesini hatırlatmakta yarar var. Halk arasında çok sevilen Aydın, 5 Temmuz 1991 gecesi üzerinde polis yeleği ve telsiz olan bir grup tarafından ifadesi alınmak üzere evinden alındı. İki gün sonra cesedi Ergani-Maden yolu üzerinde bulundu. Vücudunda sekiz kurşun ve işkence izleri vardı. Diyarbakır'da yapılan cenaze törenine en az 100 bin kişi katılmıştı.

        Naaş Mardin Kapı Mezarlığı'na doğru ilerlerken Urfa Kapı mevkiinde surların üzerine konuşlanmış yüzü maskeli kişiler tarafından halk üzerine otomatik silahla ateş açıldı. Resmi açıklamalara göre üç, HEP yöneticilerine göre ise onlarca kişi öldü. Yüzlerce insan da yaralandı. İsveç'e sığındıktan sonra "ötmeye" başlayan eski PKK ve JİTEM itirafçısı Abdulkadir Aygan, Vedat Aydın'ı Cem Ersever ve ekibinin öldürdüğünü, cenaze törenindeki kalabalığın üzerine ateş açılması emrini ise şimdi hayatta olmayan dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı "Yedi Bela" lakaplı Albay İsmet Yediyıldız'ın verdiğini iddia etti. Aktüel'e konuşan eski ANAP Siirt Milletvekili Kemal Birlik, Kürt milletvekillerinin feci şekilde dövüldüklerini anımsatırken "Vur emri Ankara'dan gitti" diyordu. Bu iddiayı dönemin başbakanı Mesut Yılmaz ile paylaştığında Yılmaz'ın ise herhangi tepki vermediğini ekliyordu. Neyse ki Türkiye eski Türkiye değil.

        Perşembe günkü törende milliyetçi sloganlar atılacak, Kürt bayrakları, devasa Öcalan posterleri taşınacaktır. Polislere taş atan çocuklar, kalabalığın arasına süzülen yüzleri maskeli profesyonel provokatörler de olabilir. Bu durum karşısında güvenlik güçlerinin nasıl tepki vereceği hayati önem taşıyor. Oyuna gelmemek lazım. Ne yazık ki güvenlik güçlerinin yakın zamandaki sicilleri hiç de parlak değil. Biber gazlarını, coplarını ve plastik mermilerini dizginlemesini bilmezlerse işte o zaman katiller esas emellerine kavuşacaklardır. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'e büyük sorumluluk düşüyor. Umarız Başbakan, bizzat kendisi de tören günü soyadına uygun icraatıyla ün salan bakanından gözlerini ayırmaz.

        Cenaze töreninden yansıyacak görüntüler şüphesiz Türkiye'nin batısında da tepkilere yol açabilir. Bu noktada da törenin organizasyonunu üstlenen BDP'lilere büyük iş düşüyor. Dün telefonla ulaştığım BDP Diyarbakır İl Başkanı Zübeyde Zümrüt'e ne gibi tedbirler alınacağını sordum. Zümrüt son derece kararlı ifadelerle kendi taraflarından herhangi bir provokasyona izin vermeyeceklerini belirtti. "Bu kurşunlar barış sürecine sıkılmıştır. Biz BDP olarak barış sürecini sonuna kadar sahipleniyoruz. BDP'nin tüm il ve ilçe örgütlerinden bin üzerinde kişiyi görevlendirdik, herhangi olumsuz bir olaya yer vermeyecek şekilde çalışacaklar, halka da sağduyulu olmaları için çağrıda bulunduk ve bulunacağız" şeklinde konuştu. Zümrüt ayrıca dağıtılan dövizlerde slogan yerine katledilen kadınların resimlerinin olacağını, ayrıca "Hepimiz Sakine'yiz", "Hepimiz Leyla'yız", Hepimiz Fidan'ız" diyen "lolipoplar" da taşınacağını sözlerine ekledi. "Her kim olursa olsun töreni sabote etmeye gayret eden kişileri tasvip etmemiz söz konusu değil" diyen Zümrüt, "Eğer halk Sayın Öcalan'ın resimlerini de taşımak isterse bunu engellemek gibi bir gayretimiz olmaz, olamaz" şeklinde sözlerini tamamladı.

        Zümrüt'ün "barış süreci" vurgusu en azından söylem düzeyinde BDP'nin imralı görüşmelerini desteklediklerini net bir şekilde ortaya koyuyor. Ancak Marcus'un dün attığı diğer twit sürecin püf noktasını özetliyordu: "Sadece PKK'nın silahsızlandırılmasından ibaret değil, Kürtlerin hakları da söz konusu." Bunca denemenin ardından Öcalan'ın da, kendisiyle yeniden masaya oturan devletin de bu haklardan bazıları teslim edilmeden PKK'nın da silahlarını teslim etmeyeceğini bilmemeleri bizce mümkün değil.

        Diğer Yazılar