Diyarbakır'da umut ve hüzün
Paris’te öldürülen 3 PKK’lı kadının cenaze töreni için Diyarbakır’dayız. Kentte hayat adeta durmuş, matem havası esiyor. Esnafın büyük çoğunluğu kepenkleri gönüllü indirmiş. Gökyüzünde helikopterler tur atıyor, kritik noktalarda konuşlandırılan Çevik Kuvvetler gergin bekleyişlerini sürdürüyor. “Batıkent Meydanı’nda yapılan tören, yeni İmralı sürecinin ilk ciddi sınavıydı” diyebiliriz. Ve sınav büyük başarıyla sonuçlandı. En az 50 bin kişinin katıldığı tören herhangi bir olumsuzluk yaşanmadan sona erdi. Kimsenin burnu kanamadı. Ne gaz sıkıldı, ne coplar indi. Çocuklar taş atmadı. Provokatörler uzak durdu. Biz bu satırları yazarken herhangi birinin gözaltına alındığını duymadık. Oysa tören bitene kadar koca bir kent nefesini tutmuş, “Acaba bir olay çıkar mı?” diye günlerdir endişe içerisinde yaşıyordu. İddia ediyorum Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in uğurlandığı bu tören, Kürt sorununun çözüm yolunda önemli bir kilometre taşı olarak anılacaktır.
Onları katleden kirli eller emellerine ulaşamadılar. Düşünsenize, PKK’nın kurucu kadrosundan olan Sakine Cansız ve arkadaşları için kamu alanında toplu merasimler yapılıyor, Öcalan lehinde sloganlar atılıyor, kendisi de çatışmalarda ölen Delila isimli militan kadının diğer ölen militan kadınlar için yazdığı şarkılar bangır bangır çalıyor. Daha düne kadar PKK’lıların cenazelerine katılmayı, organize etmeyi suç sayan devlet buna müsaade ettiği gibi kolaylaştırıcı rol oynadı. 20 yıldır Güneydoğu’ya gidip geliyorum. Bölgede güvenlik güçlerinin ilk kez bu kadar mesafeli ve soğukkanlı davrandığına şahit oluyorum. Demek ki istendiği zaman oluyormuş. Bu başarının başmimarları Başbakan Erdoğan ve Barış ve Demokrasi Partisi. Eğer Başbakan iradesini net biçimde ortaya koymasaydı eminim ki güvenlik güçleri bu kadar sağduyulu davranmazdı. Aynı şekilde Habur sendromundan ağızları yanan BDP’liler de herhangi bir tahrike meydan vermemek için maksimum çabayı gösterdiler. Yurdun dört bir tarafında ekranlara yansıyacak görüntüler büyük titizlikle kurgulanmıştı.
Fransa’dan PKK bayrağıyla sarılı gelen tabutlar Diyarbakır’a bayraksız yollandı. Meydanlarda PKK bayrakları, Öcalan posterleri yok denecek kadar azdı. Ön saflarda açılan “Savaşın kazananı, barışın kaybedeni olmaz” yazılı bez afiş ve havaya salınan onlarca beyaz güvercin, törenin başlıca mesajının “barış” olduğunu gözler önüne seriyordu. BDP’li vekiller de yaptıkları konuşmalarda sürekli “barış” vurgusunda bulundular. Yine de Mardin Bağımsız Milletvekili Ahmet Türk, TSK’nın Kandil’de devam eden hava operasyonlarını kınayarak “Bir yandan barış deyip bir yandan Kandil’i bombalamanız kabul edilir değil” dedi. Tören öncesi Diyarbakır’a Ankara’dan uçarken şansım yaver gitti. Uçakta Ahmet Türk ve BDP milletvekilleri Gültan Kışanak, Pervin Buldan, Sırrı Sakık ve Hasip Kaplan da vardı. Öcalan ile bir araya gelen Ahmet Türk, görüşmelerin içeriğiyle ilgili ketumluğunu korurken yüzündeki huzurlu ifade beni epey rahatlattı. Zira Ahmet Bey’i yıllardır tanırım. Hükümete kızgınlığını asla gizlemez ve bu öfkesi yüzüne hemen yansır. Sanırım dün meydanlardaki serzenişleri de halkın gazını almak içindi. “Deniz havası yaramış size” diye takıldığımda, “O halde sık sık adaya gidip gelmeliyim” dedi gülerek. Diğer vekiller de Başbakan Erdoğan’ın hangi sebeplerden ötürü olursa olsun barış konusunda bu kez daha ciddi olduğuna inandıklarını ifade ettiler. İlk etaptaki beklentileri, anadilde savunmaya yol açan ve binlerce KCK tutuklusunun tahliyesine yol açacak kanun değişikliklerinin yakın tarihte yapılması. Bunun ardından PKK’nın ateşkes ilan etmesi ve eşzamanlı olarak devletin de operasyonları durdurması.
“AK Parti’nin Meclis’te işbirliği yapacağı ilk parti biziz, BDP ve buna hazırız” diyor Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan. Vekilleri dinledikçe, “Demek ki gerçekten iyi bir şeyler olacak” hissi sardı ben. Ne var ki meydanlarda konuştuğum insanların büyük çoğunluğu pek de iyimser sayılmazdı. Vekillerin aksine İmralı görüşmeleri hakkında besledikleri derin kuşkuları açıkça dillendiriyorlardı. Örneğin, geçimini inşaat işçisi olarak sağlayan 21 yaşında Azad Aslan, “Barış süreci seçim propagandasından başka bir şey değil. Erdoğan samimi değil” dedi. Dağda üç oğlunu kaybeden 65 yaşındaki Emine Akarsu da benzer şekilde, “Hükümet bizi kandırmaya devam ediyor” dedi. Bunca şiddet, acı ve hayal kırıklığının ardından insanların sürece güven duymaları elbette zaman alacaktır. İktidarın ve BDP’lilerin vereceği pozitif mesajlardan öte Kürtler somut adım bekliyorlar. Ve şüphesiz Uludere katliamının aydınlatılması ve faillerin cezalandırılması bu adımların başında geliyor.
**
Sevgili Mehmet Ali Birand’ın vefat ettiği haberi tören sırasında yayılmıştı. Ama sonradan yalanlandığı için yazmaya elim varmadı. Şimdi vefat ettiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Hepimizin başısağolsun.