SOVYETLER Birliği dağılıp Türk cumhuriyetleri bağımsızlıklarına kavuştuğunda büyük hayallerimiz vardı. "Adriyatik Denizi'nden Çin Seddi'ne uzanan Türk dünyasının" lideri olacaktık. Soğuk savaşın bizlerden kopardığı kardeşlerimizin Türk ve Müslüman kimliklerini yeniden şahlandırırken serbest piyasa ve demokrasi dersleri verecektik. "Model" ülke olacaktık, hani şimdi Arap Baharı'yla kasılıp daha ziyade kavrulan Ortadoğu için olduğu gibi.
Üzerinden 22 yıl geçti. Demokrasi filan gelmedi. Özbekistan ve Kazakistan halen aynı diktatörler tarafından yönetiliyor. Türkmenistan'da yenisi var. Aralarından bir tek Kırgızistan düşe kalka da olsa demokratikleşme yolunda ilerliyor. Türk cumhuriyetleri arasında Türkiye'yle en yakın tarihsel, kültürel ve ekonomik bağları olan petrol zengini Azerbaycan'ın en iyi durumda olması gerekirdi... Ama değil. Babasından diktatörlük iplerini teslim alan oğul İlham Aliyev, son zamanlarda her nevi muhalif üzerindeki baskıları daha da artırdı. Suriye'de insan hakları diye bağırıp çağıran Türkiye'den çıt yok.
İşsizliğe, gelir eşitsizliğine ve iktidarın yolsuzluklarına artık tahammülü kalmayan halk barut fıçısı gibi.
Geçtiğimiz ayın sonlarına doğru Sosyal Güvenlik Bakanı'nın oğlu, İsmayilli kentinde lüks spor arabasıyla bir taksiciye çarpıp ardından kentin kadınlarını da aşağılayınca halk sokağa döküldü. Bakana ait olduğu iddia edilen bir oteli yaktılar, valiyi istifaya çağırdılar. "Dış odakları" sorumlu tutan iktidar, göstericileri biber gazı ve plastik mermilerle dağıtırken aralarında gazeteciler de olmak üzere 100'e yakın kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar arasında, devletin sindirmek için başvurmadığı taktik kalmayan araştırmacı gazeteci Hatice İsmailova vardı. Sonra serbest kalan İsmailova'ya ülkesinde olup bitenleri sordum. İşte yanıtları:
Ülke şu anda çok karışık. Bölgelerin hepsinde insanlar yolsuzluktan, işsizlikten bıkmış halde. İsmayilli'de olduğu gibi küçücük bir söz, büyük olaylara neden olabilir. Asıl neden insanların, hâkimiyette olanların yolsuzluğuna artık seyirci kalamamaları. Bu yüzden vatandaşın gözünü korkutmak gerekti. Sesini çıkaranları hapse atıp da geride kalanları susturmak amacı var. Çok yanlış bir politika. Eskiden geri duran adamlar şimdi mücadeleye girdi. 2009 yılında (önde gelen blogculardan) Emin Milli ve Adnan Hajizade'nin hapsinden sonra mücadele başladı. Muhalif zümrenin sıraları genişledi. Şimdi mücadelede önceleri susan yazarlar, sinemacılar, Batı eğitimli gençler var.
* Dünya neden bu kadar kayıtsız?
Dünyanın kaynayan bölgeler haritasında Azerbaycan çok küçük bir nokta olsa gerek. Ama dünya şimdi dikkat etmeli. Sonra çok geç olabilir. Mahkemelerin siparişle, okulların, hastanelerin rüşvetle çalıştığı bir ülkede insanların radikalleşmesi, aşırı dinciliğe doğru gitmesi kaçınılmaz. İnsanlar mahkemede alamadıkları adaletin yerini inançlarında bulmaya çalışıyor. Eninde sonunda radikal, aşırı dinci bir toplum oluşacak burada. Henüz böyle değil. Şimdi demokrasi çabaları sürüyor ve önünde liberaller var. Onlara destek vermek lazım.
Bir de ortada yolsuzluk olayı vardır. "Havyar diplomasisi" dediğimiz bir olay. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde para, hediyeler devreye sokuldu. Siyasi tutuklulara ilişkin Avrupa Konseyi raporu geçmedi. 100'ü aşkın üye bu rapora yok dedi, insanları siyasi görüşlerine göre hapse atan rejime destek oldu. Şimdi hapse giren her insan için o oyları veren üyeler mesul! Onların arasında iktidarlı muhalefetli Türkiye milletvekilleri de var. Bu pazarlamada onlar da Azerbaycan halkının değil, halkı sömüren rejimin tarafında oldular.
* Yani Türkiye, Azerbaycan'a demokrasi konusunda iyi örnek olamadı mı?
Türkiye'nin şimdiki durumu hiç iyi gözükmüyor. Oysa Türkiye demokraside bize örnek olacaktı. Ama siyasi tutukluların durumu, onlarca gazetecinin şimdi cezaevinde olması çok üzücü. Hem Azerbaycan iktidarının çok sevdiği bir konu. Her zaman, "Neden hep bizi eleştiriyorsunuz, Türkiye'de onlarca yazar hapiste, onlardan konuşun" derler.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!