Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Güzel bir laf vardır zamanla ilgili, bilenler bilir… ‘’Zaman, bekleyenler için çok yavaş, korkanlar için çok hızlı, yas tutanlar için çok uzun, eğlenenler için çok kısa, sevenler için ise sonsuzdur…’’ Kimi paylaşımlarda Socrates, kimisinde ise 1852-1933 yıllarında yaşamış Amerikalı yazar, eğitimci din adamı Henry J. Van Dyke tarafından söylemiş bu cümleler. Sporun içinde zaman zaman duyduğum bir cümle var. Ve ben de o cümleyi fırsat buldukça yazarım veya katıldığım söyleşilerde söylerim. ‘’Spor hayatın ta kendisidir’’ Yaşamın içindeki zamanı ne kadar iyi kullanabilirseniz size o kadar büyük değerler kazandırır ki, kazanımlarınızı yaşarken gözlerinize inanamaz hale gelirsiniz.

        Çocuğunu spora verenler, mesela… O çocuklar, anne babanın gözleri önünde, zamanla o kadar hızlı ve anlamlı gelişim gösterirler ki, yaşananlar hayretle izlenir. Aile içinde oyuncaklarıyla oynamayı beceremeyen, yaramaz yada sakin bir çocuk iken, bir de da bakıyorsunuz birkaç yıl içinde eve kupalar, madalyalar gelmeye başlıyor. Bir bakıyorsunuz ki, İngiltere’de Wimbledon’un çim kortlarında raket sallıyorlar. Bir bakıyorsunuz ki, elinde kupa ile televizyonların haber kanallarında boy gösteriyorlar. Bu öylesine bir hal ki, insanı sevgi ve mutluluk sarhoşu yapabiliyor… Bu sarhoşluğu; tenisin 1870’li yıllarda keşfedilmesinden 145 yıl sonra yaşayan sporcularımız oldu bizim... Hayatın ta kendisi dediğim de bu…

        Spor emek verirsen, çalışırsan ve tabi ki seversen gelişir ve geliştirir. Çünkü spor, organiktir… Şu cümleye kadar yazdığım 1239 karakterle, sporun sadece insanların boş zamanlarını doldurduğu/değerlendirdiği bir aktivite olmadığını anlatmak içindi. Bunu anlatmak lazım. Sporu yönetenlerle ilgili çok ciddi sorunlarımız var… 2005 yılında Türk tenisi neredeydi, 2015 yılında nereye geldi?! Bu on yılda neler oldu?! Bugün üzerinden geçen son 3 yılda nerelere geriledi?! Bu soruları cevaplandırmak veya analizden senteze ulaşmak için bazı skorlara bakmak gerekir. Bu bakış ile, geçen hafta sonu hem erkeklerde, hem de kadınlarda, Spor Toto Türkiye Ligi şampiyonu olan Enka’nın kupa töreninde neden Spor Bakanı ve gençlik spor yetkilileri yoktu?!.. Diye bir soru daha çıktı karşıma. Enka tesislerinde yapılan kadınlar ve erkekler Türkiye Şampiyonasını, TED kulübünü yenerek kazanan Enka oldu. Başkan Cengiz Durmuş’u severim. Spora ve sporcuya değer veren biri olduğuna da çok kez şahit oldum. Ancak bu işler bir tek başkanla olmuyor. Türkiye ligi finali oynanıyor doğru dürüst bir basın daveti yok. Öncesinde finalin çok değerli tenisçilerini anlatan, medyada son 10 günü onların yapacağı mücadeleyi spor kamuoyuna aktaran kimse olmadı.

        Dikkatimi Cem ile Marsel’in maçı çekti. Ve Türk tenisçisinin nasıl dizginlendiğini görebildim bu maçta. 6/1’lik 2 sette geçti Cem. Kortta çok büyük bir üstünlük kurmasına rağmen doğru dürüst bir kere bile file önüne gelip vole almadı. Neden bunu belirtiyorum? Çünkü Marsel’in backhand tarafına yaptığı tüm vuruşlarda vole için o kadar uygun pozisyonlar vardı ki… Cem bunların hiç birini voleyle bitirme çabasına girmedi. E o zaman, dünya tenisinde ilk 100’e kafada vole olmadan nasıl girilecek?!.. Anlatmak istediğim bu!..

        Federasyon işini iyi yapar ise Cem İlkel ilk 100 içine girer. Federasyon çoookk uzun zamandır tek başına görevde. Ama Henry J. Van Dyke’nin sözleri gibi; federasyona zaman hep kısa ve az. Biz tenisseverler ise zamanı tenise olan aşkımızdan dolayı sonsuz yaşıyoruz. Çok şükür!..

        Diğer Yazılar