Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Dünya 1 numarasının yaptığına bakın siz. Herkes işaret parmağı ile Sırp tenisçi Novak Djokovic'i gösteriyor. Neredeyse; final garantili pandemik bir US Open'dan milyon dolarlarla birlikte kupayı da alıp sıyrılacaktı. Ama ilahi adalet onu diskalifiye etti. Ve o da turnuvadan diskalifiye edilen dünya bir numarası olarak tarihe geçti.

Bu kadar sinirlenecek ne vardı be adam?! Kimi oh olsun diyor. Kimileri verilen cezayı çok ağır buluyor. Bana sorarsanız son derece doğal bir durum. Yaramazlık yapınca anamızın terliğini kafamıza yememiz gibi bir şey. Novak yaramazlık yaptı. Terliği de kafaya yedi. Sporun kuralları var kardeşim. Yan yattı çamura battı... "Öyle yapmak istemedim Onu demek istemedim Yanlışlıkla oldu. Ben ayağa değil topa vurmak istedim."

Bunlar sporun evrensel kültürü içindeki tırı vırı laflar. Bir kere ceza gayet yerinde ve olması gerekenden ibaretti. Spora saygı duyalım. Sonra dönüp Djokovic'e bakalım. Bu çocuğa ne olmuş. O da çok normal. Djokovic önce hırslarına hakim olmayı öğrenecek. Nasıl mı? Amerika Açık gibi bir büyük organizasyondan ihraç edilerek... Diğer yandan ise ona olağanüstü enerji yaratan hırsını da yok etmeyecek önlemler de alınmalı. İşte sporun özü bu. Paradoks... Sporun adaleti gerçekleşmiş hak yerini bulmuştur. Bundan sonrası laf-ü güzaf... Çünkü bundan sonraki yorum ve suçlamalar sporcunun mücadeleci ruhunun törpülenmesine dolayısı ile spora zarar verir...

Spor insanların doğal reaksiyonlarıyla özdeş bir oyun. İçinde agresiflik, aşırı reaksiyon, küfür ve daha birçok olumsuz davranışlar yaşanır. Sporu bir din gibi, sporcuları da imam veya rahip/be gibi algılamak bu oyunu insan oyunu olmaktan çıkartır. Sporun doğallığının içinde oyuncuların yani sporcuların doğallığı en önemli değerlerin başında gelir. Hatta doğru veya yanlış kararları ile hakemlerin de spora katkısı tartışılmaz. Sporu içinde yaşam enerjisi olan bir oyun olarak göremez isek sporu spor olmaktan soyutlayabiliriz.

Bugün dünya biraz ona doğru gidiyor. Yaşamdaki iyinin ve kötünün oyun halindeki şeklidir spor... Bir nevi hastalıklardan bizi koruyan aşı gibidir. Hayata hazırlar. Çünkü oyunla yaşanan acılar ve olumsuzluklar hayattaki acı ve olumsuzlukların bir nevi kan akıtmayan, can yakmayan yanıdır. Sporun adaleti doğadan gelir. O nedenledir ki, spora yapılan müdahale aslında insanın genetiğine yapılan müdahaleden farksızdır.

Djokovic'e hayatı boyunca unutamayacağı bir ceza verilmiştir. Aslında o sayede hepimiz bir şeyler öğrendik. Bir diğer yandan ise bu cezayı abartanlar da var. "Sporu ahlaklı ve düzgün adamların oynaması lazım" diyor bazıları. Yani hırs yapıp hırsına yenilmeyecek, fırlamalık yapıp antrenmanlardan kaçmayacak, haksızlığa tahammülsüz olup hakeme itiraz etmeyecek. Hata yapınca kendine, çevresine küfür etmeyecek. Yedek kalınca kenarda yedek kulübesini tekmelemeyecek... Tamam olur.

Ama o zaman futbolda Fatih Terim, Sergen Yalçın, Emre Belözoğlu. Basketbolda Zaza Enden, Zeljko Obradovic. Voleybolda deli Veysi'yi, Bülent Meriç gibilerini bulamazsınız. Spor, sınıfın ön sıralarında oturan, öğretmenin sözünden çıkmayan, söz almadan çıtını çıkartmayan adamın işi değildir. Spor deli yüreklerin işidir. Adam sahada savaş veriyor. Sen para verip tribünde onu izliyorsun.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!